İki Ruhun Gizli Ortaklığı: "Manevi Şirket"
Günümüz dünyası, her şeyi "bireysel başarı", "kişisel alan" ve "özgürlük" parantezine almayı pek seviyor. Modern zamanların bu keskin bireyciliği içinde, evlilik kurumu da adeta birer ekonomik sözleşme, iki ayrı hayatın aynı çatı altında birbirine değmeden akıp gitmesi gibi sunuluyor. Oysa kadim bir hakikat, her rüzgarda savrulan bu algının tam karşısında dimdik duruyor. Kadın ve erkeğin bir ömürlük birlikteliği, dünyevi terazilerle tartılamayacak, ticari kaygılardan arınmış manevi bir şirkettir aslında.
Bu ortaklık, insanın en temel ihtiyacı olan güven üzerine kurulur. Evlilik, iki insanın birbirinin en kırılgan, en çıplak hallerine şahitlik ettiği yegane alandır ve tam da bu yüzden, hakiki bir evlilik her şeyden önce etrafı yüksek duvarlarla örülü bir güven çemberi yaratmaktır. Bu çemberin ilk ve en sarsılmaz kuralı ise dış dünyaya karşı ser verip sır vermemektir. Eşlerin birbirinin eksiklerini, zaaflarını ya da evin içindeki fırtınaları dışarıya sızdırmaması, sadece basit bir toplumsal ahlak meselesi değil, ilişkinin psikolojik bağışıklık sistemidir. Birbirini korumak, eşinin yokluğunda onun onurunu kendi onuru gibi savunabilmeyi gerektirir. İki kişinin tek bir irade gibi beraber hareket etmesi, dışarıya karşı sarsılmaz bir kale inşa etmektir. Bu kaleden dışarı sızan her sır, duvarda açılan bir gediktir ve iyi bilinir ki, içeriden yıkılan kalelerin fatihi çok olur.
Felsefi bir düzlemde baktığımızda, evlilik insanın öteki üzerinden kendini tanıma yolculuğudur. Birine kalpten bağlanmak, onun varlığını kendi varlığının bir parçası haline getirmektir. Bu manevi şirkette eşler, birbirinin ne kölesidir ne de efendisi. Onlar, aynı yöne bakan iki yoldaştır. Bu ortaklıkta ego, yerini usulca "biz" bilincine bırakır. Birlikte sevinmek mutluluğu ikiye katlarken, zorluklara birlikte göğüs germek acıyı yarıya indirir. Bu bilince erişebilen çiftler, hayatın getirdiği o amansız krizleri, ekonomik zorlukları ya da hastalıkları yıkılmadan atlatırlar. Çünkü bilirler ki, sırtlarını yasladıkları duvar, en az kendi iradeleri kadar sağlamdır.
Bugün sosyal medya ekranlarında gördüğümüz, vitrinlere oynayan o kusursuz evlilik imajları, aslında bu manevi şirketin tam zıttıdır. Gerçek bir ortaklığın gücü gösterişinde değil, derinliğindedir. Alayişe ihtiyaç duymaz, kimseden alkış beklemez. Sessizce, derinden ve birbirini sarıp sarmalayarak büyür. Sözün özü; evlilik bir rekabet alanı değil, bir refakat alanıdır. Olması gereken de nettir: Hayatın sert rüzgarlarına karşı omuz omuza vermek, birbirinin açığını kapatmak, eksildiğinde tamamlamak ve o kutsal manevi ortaklığın hisselerini sevgi, saygı ve sadakatle büyütmektir. Çünkü bu dünyada bırakılacak en güzel miras, fırtınalı denizlerde birbirine sığınak olmayı başarmış iki kişilik o sarsılmaz duruştur.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)





















