KUTLU DOĞUM 86
Bu zamana kadar Fahr-i Kâinat Efendimizi dilimiz döndüğü kadar kaynaklardan tanımaya çalıştık.
Bu esnada ben öğrenirken, öğrenme ihtiyacında olanlara veya merak edenlere de dikkatlerine sunmaya çalıştım.
Elbette Siyer’ci değilim. İlim ehilleri daha çok kaynaklara dayanarak, duymadığımız konuları nazarlarımıza sunarlar.
Ben yazımıza başlarken aktardıklarımda eksik, yanlış bir husus olduğunda düzeltilmesi için her zaman ikazlarınızı beklediğimi söylemiştim.
Bundan böyle de biraz daha Resül-ü Ekrem asm ahval ve hareketlerinden bazı misaller aktarmaya çalışmaya gayret edeceğim.
Okuyanlarımızın sabırla bizi takip etmelerinden dolayı kendilerini minnetlerimi arz ediyorum.
Nurlardan aktarmaya devam ediyorum.
BÖYLE ŞANSLI BİR ÜMMETİN BÖYLE BİR PEYGAMBERİ ASM OLUR
Evet, Kur’an’da Zat-ı Ahmediye’ye (Peygamber Efendimizin (a.s.m.) veli olan zâtına, kendisine) en büyük makam vermek ve
dört erkân-ı imaniyeyi (imanın şartlarını) içine almakla
Lâ ilâhe illâllah rüknüne (Allah’tan başka ilâh yoktur şartına) denk tutulan
Muhammedun Resulullah (Muhammed a.s.m. Allah’ın resulüdür) risalet-i Muhammediye (Muhammed’in a.s.m. peygamberliği)
kâinatın en büyük hakikati ve
Zat-ı Ahmediye (Peygamber Efendimizin (a.s.m.) veli olan zâtı, kendisi),
bütün mahlukatın en eşrefi ve
hakikat-i Muhammediye (Hz. Muhammed’in a.s.m. hakikati, mânevî şahsiyeti) tabir edilen
küllî şahsiyet-i maneviyesi (kapsamlı mânevî kişiliği) ve
makam-ı kudsîsi (kutsal makamı, derecesi),
iki cihanın en parlak bir güneşi olduğuna ve
bu hârika makama liyakatine (lâyık olmasına) pek çok hüccetleri ve emareleri (delilleri ve belirtileri),
kat’î bir surette (kesin olarak) Risale-i Nur’da ispat edilmiş.
Binden birisi şudur ki: Es-sebebu ke'l-fâil düsturuyla
(birşeye sebep olan onu yapan gibidir kaidesiyle),
bütün ümmetinin bütün zamanlarda işlediği hasenatın (iyiliklerin) bir misli onun defter-i hasenatına (sevapların ve iyiliklerin kaydedildiği deftere) girmesi ve
bütün kâinatın hakikatlerini (gerçeklerini, esaslarını),
getirdiği nur ile nurlandırması (aydınlatması),
değil yalnız cin, ins, melek ve zîhayatı (cinler, insanlar, melekler ve canlıları),
belki kâinatı, semavat ve arzı (gökleri ve dünyayı) minnettar eylemesi ve
(nimetlendirerek minnet altında bırakması)
istidat lisanıyla (yetenek diliyle) nebatatın (bitkilerin) duaları ve
ihtiyac-ı fıtrî diliyle (yaratılıştan gelen ihtiyaç diliyle) hayvanatın duaları,
gözümüz önünde bilfiil kabul olmasının şehadetiyle (şahitliğiyle) milyonlar,
belki ruhanîlerle beraber milyarlar fıtrî (yaratılıştan gelen) ve
reddedilmez duaları makbul olan (kabul gören) suleha-yı ümmeti (ümmetin salih kişileri)
her gün o zata salât (namaz) ve selâm unvanıyla
rahmet duaları ve
manevî kazançlarını en evvel o zata bağışlamaları ve
bütün ümmetçe okunan Kur’an’ın
üç yüz bin harfinin her birisinde on sevaptan tâ yüz, tâ bin hasene (sevap) ve meyve vermesinden
yalnız kıraat-ı Kur’an cihetiyle (Kur’ân okuma yönüyle)
defter-i a’maline (ameller defterine) hadsiz (sayısız) nurlar girmesi haysiyetiyle (özelliğiyle)
o zatın şahsiyet-i maneviyesi olan hakikat-i Muhammediye (manevi şahsiyeti olan Peygamberimizin hakikati),
istikbalde bir şecere-i tûba-i cennet (gelecekte Cennet’teki Tuba ağacı)
hükmünde olacağını
Allâmü’l-guyub (görünmeyen şeyleri bilen Allah CC) bilmiş ve görmüş,
o makama göre Kur’an’ında o azîm ehemmiyeti vermiş ve
fermanında ona tebaiyeti (uymayı) ve sünnet-i seniyyesine ittibâ ile (söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensiplerine uymakla)
şefaatine mazhariyeti (dua edip aracılık etmesine nail olmayı)
en ehemmiyetli bir mesele-i insaniye (önemli bir insanlık meselesi) göstermiş ve
o haşmetli şecere-i tubanın (büyük Cennet ağacının) bir çekirdeği olan
şahsiyet-i beşeriyetini (insanlık şahsiyetini) ve
bidayetteki vaziyet-i insaniyesini (başlangıçta insanlık görevini) ara sıra nazara almasıdır.
İşte Kur’an’ın tekrar edilen hakikatleri bu kıymette olduğundan
tekraratında kuvvetli ve geniş bir mu’cize-i maneviye (mânevî mu’cize) bulunmasına
fıtrat-ı selime şehadet eder (bozulmamış karakterler şahitlik yapar).
Meğer maddiyyunluk taunuyla maraz-ı kalbe ve vicdan hastalığına müptela ola (meğer materyalist salgın kalp ve vicdan hastalığına yakalanmış ola).
قَدْ يُنْكِرُ الْمَرْءُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ*وَ يُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمٍ
1 kaidesine dâhil olur.
Kadyunkirul mer’u devaşşemsi min remadin* ve yüzkirül femu ta’mel mâi min segamin.
1. Bazan insan, göz hastalığından dolayı güneş ışığını inkâr eder. Ağzındaki hastalıktan dolayı da suyun tadını beğenmez (RN-Asâ-yı Mûsa/93)
28.06.2026
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Ostim Teknik Üniversitesi
Meslek Yüksek Okulu
Makina Programı
cahit.kurbanoglu@ostimteknik.
Ostim/Ankara




















