• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • YAŞAM
  • EĞİTİM
  • GÜNCEL
  • ÜNİVERSİTELER
  • DERSANELER
  • KİTAPLAR
  • OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖZEL OKULLAR KÜLTÜR-SANAT TEKNOLOJİ SPOR/SAĞLIK GAZETEMİZ ŞİİRLER VE ŞAİRLER
  • Ara
SON DAKİKA:
19:18
Asırlık El Yazmaları Gün Yüzüne Çıkıyor
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Reklam
  1. Köşe Yazarları
  2. Tülay GÜREL
  3. İnsan Mı Değerli, Arkasındaki Güç Mü?
Yayınlanma: 23 Haziran 2026 - 17:58

İnsan Mı Değerli, Arkasındaki Güç Mü?

23 Haziran 2026 - 17:58
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Tülay GÜREL
Tülay GÜREL
İnsan Mı Değerli, Arkasındaki Güç Mü?

 

 

İnsan Mı Değerli, Arkasındaki Güç Mü?

 

Bugün fikrini önemsemediğin kişi, yarın saygı duyduğun birinin yanında olursa… o zaman nasıl davranacaksın?

 

Son zamanlarda kamu ile ilgili birçok kapı çaldım.

Birçok makam odasına girdim, birçok görüşme yaptım.

Ve ne yazık ki aynı gerçeği defalarca gördüm:

 

Eğer yukarıdan bir baskı, bir yönlendirme, bir referans ya da “bu kişiyle ilgilenin” denilen bir durum varsa;

o odalarda rahatlıkla konuşabiliyorsunuz.

Bir anda kapılar açılıyor.

Bir anda çaylar, kahveler, ikramlıklar geliyor.

Bir anda yüzlerde tebessüm beliriyor.

Bir anda “buyurun, sizi dinliyoruz” deniliyor.

 

Ama o baskı yoksa…

Aynı dertle, aynı haklılıkla, aynı ihtiyaçla gittiğinizde;

bırakın çözüm üretmeyi, çoğu zaman sizi umursayan bile olmuyor.

Konuşmanıza fırsat verilmiyor.

Sözünüz daha cümlenizi tamamlamadan havada bırakılıyor.

Bazen kapıdan içeri girmek bile mesele oluyor.

Sanki anlatmaya çalıştığınız şey bir insanın hayatı değil de önemsiz bir ayrıntıymış gibi davranılıyor.

 

İşte insanın içini en çok acıtan yer tam da burası…

 

Çünkü mesele yalnızca bireysel kabalık değil.

Mesele, insana değer vermenin ilkeye göre değil, güce göre şekillenmesi.

Mesele, derdin büyüklüğüne göre değil; arkanızda kimin durduğuna göre muamele görmeniz.

Mesele, hakkın kendisine değil; hakkı kimin talep ettiğine göre kapıların açılması.

 

Oysa kamu dediğimiz yer, kişinin arkasındaki güce göre değil;

önündeki ihtiyaca göre hizmet vermesi gereken yerdir.

Bir anneye, bir babaya, bir hasta yakınına, bir özel gereksinimli bireyin ailesine, bir mağdura, bir vatandaşa;

yanında kim var diye değil,

ne derdi var, ne ihtiyacı var, neye çözüm arıyor diye bakılması gereken yerdir.

 

Ama ne yazık ki çoğu zaman tam tersi yaşanıyor.

 

Bugün sesini önemsemediğiniz kişi,

yarın sizin saygı duyduğunuz birinin yanında o odaya girerse ne yapacaksınız?

Bugün yüzüne bakmadığınız insan, yarın arkasında bir makamla gelirse bir anda mı kıymetli olacak?

Bugün söz hakkı vermediğiniz kişiye, yarın güçlü bir ismin gölgesinde konuşma alanı mı açacaksınız?

Dün kapıdan çevirdiğinizi, bugün ikramlarla mı karşılayacaksınız?

 

O zaman sorun o kişinin değeri değil demektir.

Sorun, sizin bakışınızdaki adaletin eksikliği demektir.

Sorun, insanı insan olduğu için değil; taşıdığı etki kadar görmeniz demektir.

 

Kur’an bu konuda çok net bir ahlâk çizgisi koyar:

 

“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri sevmez.”

(Lokman Suresi, 18. ayet)

 

Bu ayet sadece bireysel kibri anlatmaz.

İnsana yukarıdan bakmayı, muhatap almamayı, küçümsemeyi, yüz çevirmeyi de içine alır.

Yani bir insanı makamına göre dinlemek de, gücüne göre muhatap almak da, işine yarayıp yaramayacağına göre değer vermek de bu hastalığın başka yüzleridir.

 

Kur’an’ın bir başka uyarısı da şudur:

 

“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdır…”

(Hucurât Suresi, 11. ayet)

 

Ne kadar derin bir ölçü…

Belki de bugün hafife aldığınız, kapıda beklettiğiniz, sözünü kesip gönderdiğiniz kişi;

Allah katında sizden daha hayırlıdır.

Belki de sizin “önemsiz” gördüğünüz o insan, yıllardır evladının yükünü omzunda taşıyan, geceleri dua ile sabahlayan, sabırla ayakta duran bir annedir.

Belki bir babadır…

Belki bir hasta yakınıdır…

Belki bir özel gereksinimli bireyin hakkını savunmak için kapı kapı dolaşan bir gönül insanıdır…

Ve siz onu, yalnızca arkasında görünür bir güç olmadığı için yok sayıyorsunuzdur.

 

Tasavvuf tam da burada devreye girer.

Çünkü tasavvuf, insana önce makamı değil, gönlü görmeyi öğretir.

 

Yunus Emre’nin “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” sözü; sadece romantik bir sevgi cümlesi değildir.

Bu söz aynı zamanda şunu söyler:

Karşındaki insanın mevkiine, çevresine, bağlantılarına göre değil;

onun Allah’ın kulu oluşuna göre davran.

 

Hacı Bektaş-ı Veli’nin “İncinsen de incitme” sözü de sadece kaba söz söylememeyi anlatmaz.

İnsanı yok saymamayı, değersiz hissettirmemeyi, derdini küçümsememeyi de anlatır.

Çünkü bazen en büyük incitme, bağırmakla değil;

görmezden gelmekle olur.

 

Mevlânâ terbiyesinde de insanın değeri dış görünüşüyle, makamıyla, kalabalığıyla ölçülmez.

Asıl olan kalbin taşıdığı yüktür, niyettir, edeptir, sabırdır.

Bugün sessiz duran biri, yarın hakikatin en gür sesi olabilir.

Bugün kapıda beklettiğiniz biri, yarın sizin hürmet gösterdiğiniz insanların yanında olabilir.

Ama asıl soru şudur:

Siz o insana yanında biri varken mi değer vereceksiniz,

yoksa yalnızken de insan olduğu için aynı saygıyı gösterecek misiniz?

 

Geçmiş bunun örnekleriyle doludur.

 

Hz. Yusuf kuyuya atıldığında kardeşlerinin gözünde değersizdi.

Ama Allah onu kuyudan çıkarıp Mısır’a aziz etti.

Dün küçümsenen Yusuf, yarın herkesin kapısına geldiği bir makama ulaştı.

Demek ki bugün sessiz olanı küçümsemek, yarının ne getireceğini bilmeden hüküm vermektir.

 

Bugün bir makam odasında rahatça konuşmanıza izin verilmiyorsa ama “üstten bir telefon” gelince size çaylar kahveler ikram edilip dikkatle dinleniyorsanız, burada sorgulanması gereken şey sizin kim olduğunuz değil;

sistemin insana bakışıdır.

 

Çünkü hak, referansla hak olmaz.

Mağduriyet, üst yazıyla mağduriyet olmaz.

Bir çocuğun ihtiyacı, bir annenin feryadı, bir babanın çaresizliği;

arkasında baskı varsa değerli, yoksa önemsiz hale gelemez.

 

Kamu hizmeti; kişiye göre eğilip bükülen bir alan olmamalıdır.

Kapılar, sadece güçlülerin gölgesiyle açılıyorsa orada adalet yara alır.

İkramlar, sadece baskı hissedildiğinde sunuluyorsa orada samimiyet yara alır.

Bir vatandaş ancak “tanıdığı varsa” dinleniyorsa orada vicdan yara alır.

 

İnsan bazen birini gerçekten sevmediği için değil,

onu işe yaramaz gördüğü için küçümser.

Bazen bir fikri gerçekten yanlış bulduğu için değil,

o fikri söyleyen kişiyi önemsiz bulduğu için susturur.

Bazen bir derdi çözemediği için değil,

çözmek zorunda hissetmediği için görmezden gelir.

 

İşte tam da burada ahlâk devreye girer.

 

Gerçek saygı, güçlüye gösterilen özen değildir.

Gerçek saygı, güçsüz görünene de aynı dikkati gösterebilmektir.

Gerçek merhamet, alkış alacak yerde sergilenen tavır değildir.

Gerçek merhamet, kimsenin görmediği yerde de kul hakkını gözetmektir.

Gerçek kamu ahlâkı ise, makamı korumak değil; insana hizmet etmektir.

 

O yüzden sormak gerekir:

 

Bugün kapıdan içeri almak istemediğiniz insan, yarın saygı duyduğunuz bir ismin yanında geldiğinde mi kıymetli olacak?

Bugün söz vermediğiniz kişiyi, yarın güçlü bir gölgenin altında görünce mi dinleyeceksiniz?

Bugün görmezden geldiğiniz bir annenin, bir babanın, bir vatandaşın derdi; ancak yukarıdan baskı geldiğinde mi “önemli mesele” sayılacak?

 

Eğer öyleyse, burada eksik olan şey prosedür değil;

vicdandır.

Eksik olan şey iletişim değil;

adalettir.

Eksik olan şey çözüm değil;

insana eşit bakabilme ahlâkıdır.

 

Unutulmamalıdır ki;

bir insanı yalnızken yok sayıp, güçlü birinin yanındayken değerli görmek;

o insanın değerini değil, bizim karakterimizin sınırını ortaya koyar.

 

Bu yüzden kimseye, arkasındaki güce göre davranmayalım.

Kimseyi yanında kim var diye tartmayalım.

Kimsenin derdini “yukarıdan baskı var mı yok mu” diye değerlendirmeyelim.

Çünkü bugün kapıda beklettiğimiz kişi, yarın kapısını çalmak zorunda kalacağımız biri olabilir.

Ama daha önemlisi,

bugün hor gördüğümüz kişi Allah katında bizden daha değerli olabilir.

 

İnsana, insan olduğu için değer vermeyi öğrenmediğimiz sürece;

makamlar büyür, odalar büyür, unvanlar büyür…

ama vicdan küçülür.

 

Ve en tehlikelisi de budur.

 

Tülay Gürel

Özel Gereksinimli Bireyler Derneği Başkanı

  • YORUMLAR
  • FACEBOOK
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • ÖNCE KOMŞU OKULLAR KARDEŞ OLSUN - 19 Nisan 2026
  • Tekrarlayan Döngüler ve Tekâmülün Sessiz Öğretisi - 14 Nisan 2026
  • Çoklu Yokluk, Çoklu Zorluk ve Tükenen Aileler - 04 Nisan 2026
  • Kadın Her Şeyi Yapar mı, Yoksa Önceliklerini mi Bilmelidir? - 10 Mart 2026
  • Her Çocuk Bir Projedir: Kâğıt Üstündeki Başarı Gerçeği Kurtarmaz - 03 Mart 2026
  • Öğrenme Var, İfade Yok: Çocukta Krizlerin Görünmeyen Nedeni - 04 Ocak 2026
  • Otizmi Konuşmak Yetmez: Krizi Söndürecek Merkezlere İhtiyacımız Var - 02 Ocak 2026
  • Görmezden Gelinen Dertler ve Israrın Ahlakı - 22 Aralık 2025
  • Bütünü İyileştirmek İçin Tek Tek Yaraların Sarılması Gerekmez mi? - 16 Aralık 2025
    Köşe Yazarları
    Güleser POLAT
    Güleser POLAT
    KADIN
    Dilek BARAN
    Dilek BARAN
    Çürümenin Psikopolitiği: Korku, Çocuklar ve Güç Arayışı
    Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
    Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
    İş Yerinde Yalnızlık: Sosyal Ama Bağsız İnsanların Çağı
    Gülhanım CAN
    Gülhanım CAN
    Eğitimde Mizacın Önemi
    Özlem GÜRBÜZ
    Özlem GÜRBÜZ
    MASUM EĞLENCEDEN DİJİTAL BAĞIMLILIĞA
     Dr. Gülçin Itırlı Aslan
    Dr. Gülçin Itırlı Aslan
    Kaçamadığın Şey Efendindir
    Abdülkadir MENEK
    Abdülkadir MENEK
    BEYİTLERLE DUALAR (23)
    Hakan BALOĞLU
    Hakan BALOĞLU
    ADİLCEVAZ'DA OKULUN HUZURU, TOPLUMUN HUZURUDUR
    Prof.Dr. Hamdi TEMEL
    Prof.Dr. Hamdi TEMEL
    Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
    Asiye TÜRKAN
    Asiye TÜRKAN
    HAKİKATI HATIRLAYIŞ VE ÖZE DÖNÜŞ!
    Önder GÜZELARSLAN
    Önder GÜZELARSLAN
    DAĞ MUZU IŞKIN
    Cevahir AYDIN
    Cevahir AYDIN
    Sükût Fırtınasına Tutulanlar
    Tülay GÜREL
    Tülay GÜREL
    İnsan Mı Değerli, Arkasındaki Güç Mü?
    Ravza ZEYBEK
    Ravza ZEYBEK
    ZEHİRLİ BALDIR SÖYLEME
    A.Levent ERTEKİN
    A.Levent ERTEKİN
    Enkazın Sorumluları Kim?
    Bülent ERTEKİN
    Bülent ERTEKİN
    Toplumları Çökerten Şey: Gevşeyen Vidalar
    Prof.Dr.Kürşat Şahin YILDIRIMER
    Prof.Dr.Kürşat Şahin YILDIRIMER
    Sağlıklı Zihin Olmadan Sağlıklı Devlet Olmaz
    Zor dostum
    ŞİİRLER VE ŞAİRLER
    Zor dostum
    Çocuğun Günlüğünden
    Ergun DUR
    Çocuğun Günlüğünden
    PEYGAMBERİMİZ ASM VE KUR'AN-I KERÎM BAĞLANTISI
    PROF. Dr. Cahit KURBANOĞLU
    PEYGAMBERİMİZ ASM VE KUR'AN-I KERÎM BAĞLANTISI
    KOŞTUM,KOŞTUM ARDINDAN YORULDUM..! EY İZMİR..EY DÜNYA..!
    Dr.Yusuf Yılmaz
    KOŞTUM,KOŞTUM ARDINDAN YORULDUM..! EY İZMİR..EY DÜNYA..!
    NEDİR BU ÖĞRENCİ KOÇLUĞU?
    Serkan Gözder
    NEDİR BU ÖĞRENCİ KOÇLUĞU?
    Çok Okunan Haberler
    Pazarören mezunlarından anlamlı mesajlar*
    Pazarören mezunlarından anlamlı mesajlar*
    Sahne Bu Kez Eğitimcilerin
    Sahne Bu Kez Eğitimcilerin
    GELECEĞİN EĞİTİMİ MESLEK LİSELERİ
    GELECEĞİN EĞİTİMİ MESLEK LİSELERİ
    Ana Sayfa
    YAŞAM
    EĞİTİM
    GÜNCEL
    ÜNİVERSİTELER
    DERSANELER
    KİTAPLAR
    OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
    ÖZEL OKULLAR
    KÜLTÜR-SANAT
    TEKNOLOJİ
    SPOR/SAĞLIK
    GAZETEMİZ
    ŞİİRLER VE ŞAİRLER
    Köşe Yazarları
    Foto Galeri
    Video Galeri
    Biyografiler
    Üye Paneli
    Günün Haberleri
    Arşiv
    Gazete Arşivi
    Anketler
    Hava Durumu
    Gazete Manşetleri
    Nöbetci Eczaneler
    • DERSANELER
    • EĞİTİM
    • GAZETEMİZ
    • GÜNCEL
    • KİTAPLAR
    • KÜLTÜR-SANAT
    • ÖZEL OKULLAR
    • SPOR/SAĞLIK
    • TEKNOLOJİ
    • ÜNİVERSİTELER
    • Foto Galeri
    • Video Galeri
    • Köşe Yazarları
    • Biyografiler
    • Üye Paneli
    • Günün Haberleri
    • Arşiv
    • Gazete Arşivi
    • Anketler
    • Hava Durumu
    • Gazete Manşetleri
    • Nöbetci Eczaneler

    • Künye
    • İletişim
    • Çerez Politikası
    • Gizlilik İlkeleri

    Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
    İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

    Yazılım: Tumeva Bilişim

    Almanyada yüksek lisans