KUTLU DOĞUM 85
PEYGAMBERİMİZ ASM VE KUR’AN-I KERÎM BAĞLANTISI
Nasıl ki Kur'ân, bütün mu'cizatıyla (mu’cizeleriyle) ve
hakkaniyetine (doğruluğuna) delil olan bütün hakaikiyle (esaslarıyla),
Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın bir mu'cizesidir.
Öyle de, Muhammed aleyhissalâtü vesselâm da,
bütün mu'cizatıyla (mu’cizeleriyle) ve
delâil-i nübüvvetiyle (peygamberlik delilleriyle) ve
kemâlât-ı ilmiyesiyle (ilmindeki mükemmellikle),
Kur'ân'ın bir mu'cizesidir ve
Kur'ân kelâmullah (Allah’ın kelâmı) olduğuna bir hüccet-i kâtıasıdır (kesin delilidir).
(Şuâlar - Yedinci Şuâ » Âyetü'l-Kübra » On Yedinci Mertebesinde)
61- Nev'-i beşere (insanlara) rahmet olan Kur'an;
ancak umumun (herkesin),
lâekal (en az) ekseriyetin saadetini tazammun eden (mutluluğunu içine alan)
bir medeniyeti kabul eder.
Medeniyet-i hazıra (günümüz medeniyeti),
beş menfî (olumsuz) esas üzerine teessüs etmiştir (kurulmuştur):
1- Nokta-i istinadı (dayanak noktası), kuvvettir.
O ise, şe'ni (özelliği) tecavüzdür (haddini aşmadır).
2- Hedef-i kasdı (kasdedilen hedefi) menfaattır.
O ise, şe'ni tezahümdür (izdiham meydana getirmedir).
3- Hayatta düsturu, cidaldir (mücadele, kavgadır).
O ise, şe'ni, tenazu'dur (çatışmadır).
4- Kitleler mabeynindeki rabıtası (arasındaki bağı),
âheri (başkasını) yutmakla beslenen unsuriyet (ırkçılık) ve
menfî milliyettir (olumsuz milliyettir).
O ise, şe'ni (özelliği) müdhiş tesadümdür (şiddetli çarpışmadır).
5- Cazibedar (çekici) hizmeti,
heva (gelip geçici arzuları) ve hevesi teşci' (cesaretlendirmek) ve
arzularını tatmindir.
O heva (faydasız gelip geçici arzular) ise,
insanın mesh-i manevîsine (manevi yönünden silinmesine) sebebdir.
Şeriat-ı Ahmediye’nin (A.S.M.)
(Hz. Peygamberimizin tarif ettiği, getirdiği ve bildirdiği İslâm dini)
tazammun ettiği (içerdiği) ve emrettiği medeniyet ise:
Nokta-i istinadı (dayanma noktası), kuvvete bedel haktır ki;
şe'ni (özelliği), adalet (hak sahibine hakkını verme) ve tevazündür (denge ve ölçüdür).
Hedefi de, menfaat yerine fazilettir ki;
şe'ni (özelliği), muhabbet ve tecazübdür (sevgi ve yakınlaşmadır).
Cihetü'l-vahdet (birlik yönü) de, unsuriyet (ırkcılık) ve milliyet yerine,
rabıta-i dinî ve vatanî ve sınıfîdir (din, vatan ve sınıf bağıdır) ki;
şe'ni (özelliği) samimî uhuvvet (kardeşlik) ve
müsalemet (barış ve huzur içinde olmak) ve
haricin tecavüzüne (dışarıdan gelen haddi aşmalara) karşı,
yalnız tedafü'dür (savunmadır, müdafadır).
Hayatta, düstur-u cidal (mücadele, kavga) yerine düstur-u teavündür (yardımlaşma kanunudur) ki;
şe'ni (özelliği), ittihad ve tesanüddür (birlik ve dayanışmadır).
Heva (gelip geçici arzular) yerine hüdadır (hidayet, doğru yolu göstermedir) ki;
şe'ni (özelliği), insaniyeten terakki (insanlığın yükselmesi) ve
ruhen tekâmüldür (ruhun mükemmelleşmesidir).
Mevcudiyetimizin hâmisi (varlığımızın koruyucusu) olan İslâmiyetten elini gevşetme, dört el ile sarıl; yoksa mahvolursun. (Hutbe-i Şâmiye 591-592)
17.06.2026
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu




















