
Enkazın Sorumluları Kim?
Başarı alkışlanır, başarısızlık ise hesabını vermeyi gerektirir. Sporun değişmez kuralı budur. Dünyanın her yerinde büyük turnuvalarda alınan ağır yenilgilerin ardından federasyon başkanları, teknik direktörler ve yöneticiler sorumluluğu üstlenerek görevlerinden ayrılır. Bizde ise "istifa" yerine "görevden af talep etmek" gibi bir gelenek oluştu. O halde çağrımız nettir: Başta Spor Bakanı, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı, teknik direktör ve milli takımın tüm idari sorumluları derhal görevden affını istemelidir.
Milletimize büyük bir hayal kırıklığı yaşatıldı. Dünya Kupası gibi futbolun en büyük organizasyonuna hazırlıksız, plansız ve dağınık bir görüntüyle çıkıldı. İddiasız ve zayıf rakipler karşısında alınan ağır mağlubiyetler, yalnızca kötü sonuçlar değil; yıllardır biriken yanlış yönetimin doğal sonucudur.
Sahada mücadele yerine sosyal medya gösterileri, reklam kampanyaları ve magazin gündemi vardı. Saç modelleri, şovlar ve reklamlar konuşulurken, futbol unutuldu. Milyonlarca liralık primler, villalar ve ödüller gündeme gelirken, sahada iki maçta gol dahi atamayan bir milli takım izledik. Sonuç ise büyük bir hüsran oldu.
Türk futbolunun bugün geldiği noktanın en büyük sorumluluğu, yönetim anlayışındadır. Federasyon Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Türk futbolunun kronik sorunlarına çözüm üretmek yerine, uluslararası protokol fotoğraflarını başarı olarak sunmayı tercih etti. FIFA Başkanı ile verilen pozlar, yeşil sahadaki başarısızlığın üzerini örtemedi.
Oysa Türk futbolunun ihtiyacı gösterişli kareler değil; altyapıya yatırım yapan, uzun vadeli planlar üreten, liyakati esas alan bir futbol aklıydı. Enerji, kişisel polemiklere değil, Türk futbolunun geleceğine harcansaydı bugün milyonlarca insan bu büyük hayal kırıklığını yaşamıyor olacaktı.
Acı gerçek şudur ki; futbol, müteahhitlik mantığıyla yönetilemez. Betonarme binalar kısa sürede yükselebilir; fakat futbol kültürü yılların emeğiyle inşa edilir. Temeli sağlam atılmayan bir yapı, ilk büyük depremde nasıl yıkılıyorsa; plansız yönetilen futbol da Dünya Kupası gibi büyük organizasyonlarda yerle bir olur.
Daha Amerika'dan dönmeden sorumlular görevlerinden ayrılmalıdır. Çünkü başarı nasıl yöneticilerin hanesine yazılıyorsa, başarısızlık da onların omuzlarındadır.
Unutulmaması gereken bir gerçek daha vardır. Bu toprakların çocukları geçmişte dünya futboluna damga vurmayı başarmıştır. 2002 Dünya Kupası'nda yine bu ülkenin evlatları, yine bu ülkenin yetiştirdiği teknik adam Şenol Güneş yönetiminde dünya üçüncüsü olmuş, Seul'de ve tüm dünyada Türk milletine unutulmaz bir gurur yaşatmıştır. O başarı; reklamın değil çalışmanın, gösterişin değil disiplinin, yabancı hayranlığının değil kendi insanına güvenmenin eseriydi.
Bugün yapılması gereken suçlu aramak değil, sorumluluk almaktır. Türk futbolunun yeniden ayağa kalkabilmesi için önce hesap veren bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır. Çünkü sorumluluğun olmadığı yerde başarı da kalıcı olmaz.
A. Levent Ertekin
Eğitimci Araştırmacı Yazar





















