Bir zamanlar sosyal medya, görünür olmanın, kendini ifade etmenin ve “ben buradayım” demenin alanıydı. Şimdi ise yeni bir kuşak var: görünmemeyi seçen, hatta çoğu zaman görünmekten özellikle kaçınan bir kuşak.
20 yaş altı gençlerin hesaplarına şöyle bir bakın. Profil var, takip var, hikâye ara ara var… ama gönderi yok. Ya da varsa bile yüz yarım, kadraj dar, bazen de telefon yüzün önünde bir kalkan gibi. İlk bakışta “tercih meselesi” gibi duruyor. Ama biraz yakından bakınca bunun bir tercih değil, bir geri çekilme olduğunu fark ediyorsunuz.
Bunu çevremdeki gençlerde sık sık görüyorum. Sessizce oradalar ama kendilerini ortaya koymuyorlar. Ne bir fotoğraf, ne bir ifade… Sanki görünmez olmayı seçmiş gibiler. Üstelik bu sadece sosyal medya ile sınırlı değil. Dikkat ederseniz, aileleriyle fotoğraf çekilmekten bile kaçınan bir hâl içindeler. Objektif onlara döndüğünde huzursuz oluyor, geri çekiliyor, hatta bazen kadrajdan tamamen çıkmak istiyorlar.
Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nün bahsettiği gibi, insan davranışları içinde bulunduğu “alanın” görünmez kurallarıyla şekillenir. Sosyal medya bugün böyle bir alan. Beğeni sayıları, filtreler, kusursuz bedenler ve sürekli karşılaştırma… Bu alanın kuralları gençlere şunu fısıldıyor: “Ya mükemmel ol, ya da görünme.” Ve pek çoğu ikinci yolu seçiyor.
Erving Goffman ise hayatı bir sahneye benzetir. İnsanların kendilerini başkalarına sunarken bir rol oynadığını söyler. Sosyal medya bu sahneyi devasa bir tiyatroya çevirdi. Ama burada sahne çok sert. Işıklar acımasız, seyirci kalabalık ve eleştiri hızlı. Böyle bir ortamda gençlerin bir adım geri çekilmesi belki de şaşırtıcı değil.
Çünkü bu sahne sadece görünmeyi değil, kusursuz görünmeyi talep ediyor.
Paylaşım yapmamak, aslında bir şey anlatıyor: “Yeterince iyi değilim.”
Yüzünü kapatmak, başka bir şey söylüyor: “Görülmekten korkuyorum.”
Bu, basit bir utangaçlık değil. Bu, öğrenilmiş bir geri çekilme. Sürekli maruz kalınan “ideal” görüntülerin, filtrelenmiş hayatların ve kusursuz bedenlerin karşısında, kendi gerçekliğini eksik görmek…
Ve en acısı şu: Bu çocuklar aslında görünmek istemiyor değiller. Her insan gibi görülmek, beğenilmek, kabul edilmek istiyorlar. Ama “yeterince iyi görünmeden” görünmenin riskli olduğunu öğrenmiş durumdalar.
Bu yüzden sessizler.
Belki de asıl mesele, onların neden paylaşmadığı değil…
Bizim nasıl bir dünya kurduğumuz.
Çünkü bir kuşak, kendini göstermek yerine saklanmayı öğreniyorsa, orada sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele vardır.
Ve bu mesele, sandığımızdan çok daha derin.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)





















