
Hikâye Değil, Yorum Değişir
İnsan bazen dönüp hayatına bakıyor ve “Beni buraya getiren şey neydi?” diye soruyor. Çoğu zaman cevabı geçmişte arıyoruz. Çocukluk, aile, yaşanmışlıklar, kırgınlıklar… Sanki hepsi bir araya gelmiş ve bugünkü bizi yazmış gibi hissediyoruz. Haklılık payı da var. Ama eksik bir tarafı da var: Hikâyemiz sabit değil.
Biz genelde hayatı düz bir çizgi gibi düşünürüz. Başladı, gelişti, bitti. Ama gerçek hayat öyle çalışmıyor. Bazen “bitti” dediğimiz şey aslında sadece bir ara oluyor. Bazen de yıllarca aynı gözle baktığımız bir olayı, bir gün bambaşka bir yerden görmeye başlıyoruz. İşte o an hikâye değişiyor.
Sosyologlar bu durumu “anlamın yeniden inşası” diye anlatır. Yani yaşadığımız şeyler değişmese bile, onlara verdiğimiz anlam değişir. Ve aslında bizi şekillendiren şey çoğu zaman olayların kendisi değil, onlara yüklediğimiz anlamdır. Bir ayrılık… Kimi için yıkım, kimi için özgürlük. Aynı hikâye, farklı sonlar.
Hayatın en zor taraflarından biri de burası: Hikâyenin nereye gideceğini asla tam bilemeyiz. Kontrol etmeye çalışırız, plan yaparız, “şöyle olursa mutlu olurum” deriz. Ama hayat bazen bambaşka bir sayfa açar. Üstelik çoğu zaman en büyük dönüşümler, “artık her şey bitti” dediğimiz yerden başlar.
Bir de şu var: Mutlu son dediğimiz şey aslında sandığımız kadar basit değil. Filmlerdeki gibi net, tertipli, herkesin yerini bulduğu bir son… Gerçek hayatta nadiren öyle olur. Çünkü hayat devam eder. Bugünün mutlu sonu, yarının yeni başlangıcıdır. O yüzden belki de mesele “mutlu son” değil, “anlamlı devam”dır.
Bugün birçok sosyolog ve psikolog şunu söylüyor: İnsan, kendi hikâyesini yeniden yazabilen tek varlıktır. Geçmişi silemez ama ona yeni bir anlam verebilir. Aynı yaşanmışlık, bambaşka bir kimliğe dönüşebilir. Bu da şu demek: Biz sadece başımıza gelenlerin sonucu değiliz, onları nasıl yorumladığımızın da ürünüyüz.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şu: “Ben bu hikâyeyi nasıl anlatıyorum?” Çünkü bazen değişmesi gereken hayat değil, bakış açımızdır. Ve o değiştiğinde, hikâye de kendiliğinden başka bir yola girer.
Kısacası… Hikâyemiz yazılmış bir kader değil. Üzerinde sürekli oynanan, yeniden kurulan, bazen kırılan ama yine de devam eden bir metin. Ve belki de en güzel tarafı şu: Sonunu bilmediğimiz bir hikâyede hâlâ söz sahibiyiz.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)





















