
Geleceğimizi Kim Yönetiyor: Cebimizdeki Gerçekler mi, Geçmişin Gölgeleri mi?
Hayatımızın akışını değiştiren o büyük kararları alırken, tamamen mantıklı ve bugünün gerçeklerine dayalı hareket ettiğimizi düşünmeyi severiz. "Şu an bu işi seçiyorum çünkü mantıklı olan bu," ya da "Bu harcamayı yapmıyorum çünkü bütçem bunu gerektiriyor," deriz kendimize. Ancak madalyonun arkasını çevirdiğimizde karşımıza bambaşka bir soru çıkıyor: Bugün verdiğiniz kararları gerçekten bugünkü yaşamınız mı yönlendiriyor, yoksa geçmişten sırtımızda taşıdığımız görünmez inançlarımız mı?
Pek çoğumuzun farkında olmadan hayatının merkezine koyduğu, adına "kıtlık bilinci" dediğimiz o görünmez pranga, tam olarak bu sorunun yanıtında saklı. Kıtlık bilinci denildiğinde akla ilk gelen şey genellikle maddi imkânsızlıklar, yetersiz maaşlar ya da ekonomik dalgalanmalar olur. Oysa bu yanılsama, meselenin sadece buzdağının görünen kısmı olduğunu gizler. Kıtlık bilinci, cebimizdeki paranın miktarından ziyade, ruhumuzun ne kadar güvende hissettiğiyle ilgilidir. Psikolojik olarak bu döngüyü dönüştürmek ve hayatın sunduğu imkânları net görebilmek ise üç temel adımdan geçiyor.
Zihindeki O Tanıdık Fısıltıları Fark Etmek
Psikolojik olarak bu döngüyü dönüştürmenin ilk adımı, zihnimizin derinliklerinde sürekli yankılanan o otomatik düşünceleri yakalamaktır. Gün içinde kaç kez "Yetmez," "Hepsini kaybederim," "Nasılsa bende kalmaz" ya da "Ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmeyecek" diye fısıldıyorsunuz kendinize?
Bu cümleler, bugünün somut gerçeğinden değil, geçmişin tozlu raflarından beslenir. Zihin, tehlikede hissettiği her an eski savunma mekanizmalarını devreye sokar. Eğer bu fısıltıları fark etmezsek, bugünün tüm kaynaklarına ve başarılarına rağmen, kendimizi hep o eski, savunmasız çocuk gibi hissetmeye devam ederiz.
Köklerin İzini Sürmek
Peki, bu fısıltılar ilk nerede başladı? İkinci büyük adım, bu inançların kaynağına inme cesaretini göstermektir. Çocukken evde para hakkında en çok hangi cümleler kurulurdu? Akşam yemeklerinde hep bir "yokluk" endişesi mi masadaydı?
Ailenizin yaşadığı bir iflas, ani bir kayıp ya da duygusal olarak sürekli bir güvensizlik içinde büyümek, bugün dünyaya baktığınız gözlüklerin camını şekillendirir. Geçmişin travmaları veya güvensizlik hissi, bugün yetişkin birer birey olsak bile kararlarımızı manipüle etmeye devam edebilir. Kaynağı bulmak, suçlu aramak için değil; "Bu inanç bana ait değil, geçmişe ait" diyebilmek ve bugünü özgürleştirmek için hayati bir önem taşır.
Deneyimi Değiştirmek, Beyni Yeniden Yapılandırmak
Kıtlık bilincinden sıyrılmanın yolu sadece felsefi olarak "olumlu düşünmekten" geçmez. Beynimiz somut kanıtlarla, yani yeni deneyimlerle ikna olur. Üçüncü ve en dönüştürücü adım da tam olarak budur: Yeni deneyim alanları açmak.
Büyük riskler altında ezilmek yerine, kontrol edebileceğiniz küçük finansal ve duygusal adımlarla başlayabilirsiniz. Zihnin sürekli "eksik olana" odaklanma eğilimini kırıp bugüne kadar neleri başardığınızı, hangi problemleri çözdüğünüzü kendinize hatırlatmak bu sürecin en önemli parçasıdır. Kendinize duygusal ve zihinsel olarak "Güvendeyim" mesajı verecek küçük ritüeller veya alışkanlıklar edinerek güven veren deneyimleri çoğaltabilirsiniz.
Gerçek değişim, yalnızca daha fazla kazanmakla değil, kendinizi daha güvende hissetmeyi öğrenmenizle başlar. Güven duygusu içimizde bir kez kök saldığında, sadece maddi fırsatları değil, hayatın bize sunduğu dostlukları, sevgiyi, yaratıcılığı ve tüm diğer imkânları da çok daha net görmeye başlarız.
Bugün kendinize bir iyilik yapın ve aldığınız bir kararın arkasındaki motivasyona bakın. Sizi harekete geçiren şey bugünün mantığı mı, yoksa geçmişin "yetmeyecek" korkusu mu? Gelecek, geçmişin bir tekrarı olmak zorunda değil; yeter ki direksiyonda kimin oturduğunu fark edin.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)





















