
Sancakkale’nin Sessiz Çığlığı
Bazenbir şehir, kendi tarihinin yanında yaşar ama onu fark etmez.
Sokaklarından geçer, denizine bakar, rüzgârını hissederiz; fakat o şehrin hafızasında duran bazı emanetler sessizce unutulmaya terk edilir.
İzmir de böyle bir sessizliğin içinde yıllardır bir hatırayı taşıyor.
Ecdadımızdan bize kalan bir kale…
Bir tarih…
Bir emanet…
Adı: Sancakkale.
Ne acıdır ki bu kale, İzmir’in kalbinde olmasına rağmen sanki kimsenin görmediği bir hüzün gibi duruyor. Taş duvarları konuşmuyor ama suskunluğu çok şey anlatıyor. Çünkü bazı yapılar yalnızca taş değildir; onlar bir milletin hafızasıdır.
Tarih bazen konuşmaz…
Sadece bekler.
Bir zamanlar kapıları zincirlenmiş halde bekleyen Ayasofya Camii gibi…
Hatırlanmayı…
Anlaşılmayı…
Ve sahip çıkılmayı bekler.
Sancakkale de bugün sanki aynı soruyu soruyor:
“Bu şehirde benim hatıramı hatırlayan kimse kalmadı mı?”
Oysa biz öyle bir milletin evlatlarıyız ki tarih boyunca emanete sahip çıkmayı bir şeref meselesi saymışızdır. Peygamber Efendimizin şu hadisi, aslında sadece bir öğüt değil; bir medeniyetin vicdan ölçüsüdür:
“Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin.”
Bu sözler bize şunu öğretir:
Sessiz kalmak bazen en büyük kayıptır.
Ama çok şükür ki bu topraklarda hâlâ susmayan yürekler var. Tarihin unutulmasına razı olmayan, bir şehrin ruhunu korumaya çalışan insanlar var.
Celâl Öcal ve Levent Ertekin gibi isimler bu vicdanın temsilcileridir.
Birisi Sancakkale’nin kaderine sessiz kalmazken, diğeri İzmir’in tarih sahnesindeki büyük isimlerini yeniden hatırlatmaya çalışıyor.
Çünkü bu şehir yalnızca bugünün değil; aynı zamanda Çaka Bey’in, Gazi Umur Bey’in ve nice ecdadın hatırasını taşır.
Böyle mücadeleler çoğu zaman kalabalıklarla başlamaz.
Bir kişi çıkar yola…
Bazen yalnızdır.
Bazen arkasında kimse yoktur.
Ama o kişi bilir ki gerçek hizmet sayılarla ölçülmez.
Niyetle ölçülür.
İnançla ölçülür.
Sabırla ölçülür.
Tarih boyunca büyük hareketlerin çoğu tek bir insanın yüreğinde başlamıştır. Çünkü samimiyetle atılan bir adım bazen yıllar sonra bir milletin yürüyüşüne dönüşür.
Bugün belki küçük bir adım atılıyor.
Belki bir avuç insan konuşuyor.
Belki bazıları bunu görmezden geliyor.
Ama unutulmamalıdır ki büyük çınarlar da bir zamanlar küçük bir tohumdu.
Celâl Öcal hocamız bugün o tohumu toprağa ekti.
Belki sessiz bir tohum…
Ama içinde büyük bir gölge saklı.
Gün gelir, o tohum filiz verir.
Gün gelir, kök salar.
Ve gün gelir İzmir yeniden kendi tarihine bakar.
O gün geldiğinde bu şehir şunu hatırlayacaktır:
Bir kale yalnız bırakılmamıştı.
Bir hatıra unutulmamıştı.
Bir vicdan susmamıştı.
Ve belki o gün hep birlikte şu cümleyi söyleyeceğiz:
“Sancakkale’nin zincirlerini kırdık.”
Selâm ve dua ile…
Bülent Ertekin





















