“Yoruldum” Demek Bu Kadar Kolay mı?
Kolay, basit ve cevabı tek bir cümleyle verilebilecek bir soru:
Yoruldunuz mu?
Evet!
Hayır.
İki seçenek…
Lâkin bu iki seçenek; hem dünyevî hem de uhrevî hayatınızı yeniden sorgulamanıza vesile olacak kadar önemlidir.
Yıl 1992…
Frito-Lay firmasında müşteri temsilcisi olarak zincir marketlerden sorumluydum. Pazarlamasını yaptığımız ürünler; Ruffles, Panço, Krispi gibi dönemin önemli patates ve mısır cipsleriydi. Amerikan menşeli bir firma… Türkiye Satış Direktörü gelmiş, tüm ekiple yapılacaklar hakkında bir seminer vermişti. Moral ve motivasyon üst seviyedeydi.
Toplantı bitti.
Ve tek bir soru soruldu:
“Yoruldum!” diyen var mı?
Cesaretiniz varsa, onca konuşmadan sonra “Ben yoruldum!” deyin.
Aradan geçen 33 yıl sonra, “Mehmed: Fetihler Sultanı” dizisindeki o muhteşem “Yoruldum” sahnesiyle bu soru yeniden zihnime düştü. Hakkınızı helal edin; o günkü soruyu bugüne taşıdım.
Evet…
Türkiye’nin belki de en laik (!) ve en Kemalist bölgelerinden birinde, bir ilde yaşıyoruz. Ne hikmetse bütün laikler, bütün seküler zihniyet burada toplanmış gibi. Okullarda, sokakta, iş yerlerinde; sanatta, zanaatta her yerde bu kesimi görmek için İzmir’de olmak yeterli. Bu Kemalist ve sözüm ona laik kesimin pervasız tutumlarına, sözlerine, fiillerine karşı, karşı tarafta hâkim olan sessizlik, sükûnet ve kabullenmişlik beni ziyadesiyle rahatsız ediyor.
Ve gözümün önüne o sahne geliyor…
Haksızlıklar karşısında susmayan, eliyle ve diliyle mücadele eden o duruş…
“Hey koca, Sultan, Fatih Sultan Mehmet Han, kalk! Kalk ki teslim ettiğin o koca devletin torunlarının hâlini gör!”
Hepsi bitmiş…
Hepsi yorulmuş…
Hepsi zihinsel yorgunluk içinde; ne elleri kalem tutuyor ne de dilleri söyleyecek söz bulabiliyor.
Kalkın ve silkelenin!
Demek yoruldunuz…
Yola çıkarken hepinizin inancını gördüm, inadını gördüm. Ne oldu şimdi?
Hakkınız var; yoruldunuz.
O hâlde dönün ve gidin.
Gidin ve bayrak için, vatan için, İ’lâ-yı Kelimetullah için, mukaddes değerler uğruna canlarını verenlerin analarına, babalarına, sevdiklerine deyin ki:
“Ben yoruldum.”
“Biz yorulduk.”
Deyin ki: “Yoruldum.”
Hadi gidin… Gidin; var olasınız.
Hocalarım, saygıdeğer öğretmenlerim, yazar arkadaşlarım…
Bu siteye ve kadirşinas okura kattıklarınız için…
Evet, yoruldunuz.
Gitmek isterseniz hiçbir şey demem, diyemem.
Gidin evlerinize; çocuklarınızın, eşlerinizin, anne-babalarınızın yanına ya da memleketinize…
Deyin ki baba: “Ben yoruldum.”
Deyin ki anne: “Ben yoruldum.”
Ya siz, kahraman kardeşlerim…Tüm yazar kadromuzun değerli hanımefendileri, beyefendileri, hocalarım…
Sorarım sizlere; siz, sizler yorulursanız, biz ne yapacağız?
Bizi bu yolda yalnız mı bırakacaksınız?
Yüz binlerce genç dışarıda…
Ve onlar;
"Bizi kurtaracak, zihinlerimizi kemiren anarşist fikirleri izale edecek, içine düştüğümüz manevî boşluğu dolduracak vatanın aslan yürekli, fedakâr, gayretli kahramanları yok mu?" derken.
Yazdıklarınızla…
Verdiğiniz seminerlerle…
Konferanslar, söyleşiler ve imza günleriyle yollarınızı gözleyen nice gençlik var.
Ve siz hâlâ “Yoruldum.” diyorsanız;
Benden yana hakkım helal olsun.
Şimdi son bir kez daha soruyorum.
YORULDUM DİYEN VAR MI?
Selâm ve dua ile…
Bülent Ertekin





















Elbette, hayat devam ettiği sürece mücadele de devam edecek. Çünkü inanan herkes, özellikle makam ve yetki sahibi insanlar, bunu olumlu anlamda kullanmalı. Fakat her birey, gücü nispetinde bir şeyler yapmalı. Hani Resulullah (s.a.v.) hadisinde ne diyor: "Bir haksızlığa karşı eliyle; gücü yetmiyorsa diliyle; hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Şüphesiz ki kalbiyle buğz etmek, imanın en alt kademesidir." Bir sorun da şu: Özellikle muhafazakâr, dindar veya bu cenah insanlarda iki temel hata var: "Devlet-i Aliyye" inancı. O yüzden devlet kim tarafından yönetilirse yönetilsin, hangi suçları işlerse işlesin, ona karşı olmak anarşist olmakla eşdeğer görülüyor. İkinci en önemlisi belki de şu: Biz, haklı olduğumuzda dahi susmayı, tüm işlerimizi Allah'a havale etmeyi tercih eden bir zümreyiz. DNA kodlarımız böyle. Kendimize bile haksızlık yapıldığında ahirete bırakırız. Üçüncüsü ise taşa hiçbir zaman elimizi sokmak istemeyiz. Genelde ya suskun kalmayı ya da akıl vermeyi tercih ederiz. Saygılarımla.
Kim derse ki yorulmadan "yoruldum"; Kabul etsin: “Kolayına sarıldım!” Murat Kahraman