“Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden Yoksun Kaldım…”
Son birkaç gündür duygu yüklüyüm…
Yine boğazımın yanında düğümlenen, nefes almamı zorlaştıran bir hasret var.
Ne zormuş…
Ne büyük bir yükmüş yollarını gözleyip hâlâ gelmeyen, gelemeyen bir çınarı beklemek…
Meğer ne büyük bir ızdırapmış.
Kim bilir…
Belki bilmiyorlar, belki de anlayamıyorlar.
Yoksa bu kadar duygusal, bu kadar gözleri dolan tek ben miyim?
Hâlâ hastanede yatarken gözlerini bana bakışını unutamıyorum.
Ne kadar büyük, ne kadar manidar bir bakıştı…
İçinde sitem yoktu, isyan yoktu.
Sadece sevgi vardı.
O an kendimi tutamamış, ağlamaya başlamıştım.
Belki de bana “Bir tek ben mi bu kadar çok sevdim?” dedirten o bakıştı…
Bugün aynı bakış hâlâ gözlerimin önünden gitmiyor.
Diyorlar ki:
“Nedir bu kadar gözyaşı?”
“Neden bu kadar duygusallık?”
Çünkü o benim babamdı…
Benim canım babacığımdı…
Birbirimizin sırdaşıydık.
Uzun yolların yol arkadaşıydı.
Sıkıştığımda sığınağımdı.
Dertlendiğimde en iyi psikoloğumdu.
Evet…
Yaşadıklarım ve yaşanmışlıklarımızla o benim aslan yürekli adamımdı.
Yiğitliğiyle, merhametiyle, duruşuyla bile bana güç veren adamdı.
Diyorlar ki:
“Neden böylesin?”
Çünkü o benim babamdı…
Ve ben, vazgeçemediğim adamı özlüyorum.
Yazılan makalenin her satırında hüzün,
Her paragrafında gözyaşı var.
Özledim…
Bugün ona daha çok ihtiyacım var.
Bugün daha çok boynuna sarılıp o koca adamı öpmek istiyorum.
Gözyaşlarımı saklamadan…
Yiğitçe…
Mertçe…
Delikanlıca…
Selâm ve dua ile…
Bülent Ertekin





















