
Adilcevaz’ın Sessiz Çığlığı
Van Gölü’nün kıyısında, tarihiyle, kültürüyle, köklü aile bağlarıyla bilinen Adilcevaz’da artık farklı bir manzara karşımıza çıkıyor. Sokaklarda, okul bahçelerinde, park köşelerinde gençlerin sesleri yükseliyor: küfürlü konuşmalar, birbirine şiddet uygulamalar, küçüğün büyüğe saygısız bakışları…
Bu manzara sadece Adilcevaz’a özgü değil. Ülkenin dört bir yanında gençler arasında aynı sorunlar yaşanıyor. Ama değerlerin güçlü olduğu bir ilçede bile bu tabloyu görmek, aslında hepimiz için çalan bir alarm zili.
Dün ile Bugün Arasındaki Fark
Bir zamanlar Adilcevaz sokaklarında çocuklar akşam ezanına kadar güvenle oynar, eve dönerken büyüklerinin elini öpmeden geçmezdi. Komşu, çocuğun yanlışını gördüğünde hemen ailesine söyler; aile de teşekkür ederek çocuğuna gerekli terbiyeyi verirdi. Mahalleler, sadece evlerin değil, değerlerin de birbirine yaslandığı yerlerdi.
Bugünse durum farklı. Komşuluk kültürü zayıfladı, “aman bana dokunmasın” anlayışı hâkim oldu. Çocuğun yanlışını gören susuyor, ailesi ise hatasını savunuyor. Eskiden saygının temeli olan mahalleler, şimdi sessiz seyirciler hâline geldi.
Evde Başlayan Kırılma
Adilcevaz’da da en çok göze çarpan şey, ailelerin çocuklarının hatalarını sahiplenmemesi. Çocuk yanlış yaptığında, “Benim evladım yapmaz” diyerek onu koruyan aileler, aslında farkında olmadan daha büyük yanlışlara kapı aralıyor.
Bugün yanlışını savunarak büyüyen çocuk, yarın başarısızlığı kabul etmiyor, eleştiriyi duymak istemiyor, toplumla çatışan birey hâline geliyor.
Okul Bahçeleri Alarm Veriyor
Gündelik hayatın en canlı sahnesi olan okul bahçeleri, artık sadece oyun ve arkadaşlık mekânı değil; aynı zamanda saygısızlığın ve kaba kuvvetin deneme alanı hâline gelmiş durumda.
Arkadaşına yumruk atıp bunu bir başarı gibi anlatan, küfürlü konuşmayı normal bir diyalog sanan gençlerin artması, öğretmenlerin ve ailelerin en büyük kaygısı hâline geldi.
Kıyafet ve Tutum Meselesi
Özellikle gençler arasında kıyafet konusu, dikkat çekmek ve “farklı görünmek” üzerine kurulmuş durumda. Toplumun değerleriyle uyuşmayan, yaşına ve ortamına uygun olmayan kıyafetler, ailelerin sessiz onayıyla normalleşiyor.
Oysa giyim, yalnızca özgürlük meselesi değil; aynı zamanda kişiliğin, saygının ve terbiyenin dışa vurumudur.
Sosyal Medya ve Televizyonun Gölgesi
Adilcevaz gibi küçük bir ilçede bile gençler sosyal medyanın ve dizilerin etkisi altında. Telefon ekranları, köy kahvelerinden, göl kıyısındaki sohbetlerden daha çok yön veriyor artık çocuklara.
Şiddeti öven, küfrü normalleştiren, lüks ve şatafatı hayatın tek ölçüsü gibi gösteren diziler ve içerikler, çocukların zihninde gerçek rol model hâline geliyor.
Aşırı Özgüvenin Bedeli
Anne babaların sık yaptığı bir hata da, çocuklarını kusursuz görüp aşırı özgüven yüklemeleri. “Sen her zaman haklısın, sen mükemmelsin” diyerek büyütülen çocuk, eleştiriyi reddeden, başarısızlıkla yüzleşemeyen, kibirli bir bireye dönüşüyor.
Gerçek özgüven; hatayı kabul edip, özür dileyebilmekte, yanlıştan dönüp yeniden ayağa kalkabilmektedir.
Çözüm Önerileri Adilcevaz’dan Türkiye’ye
Adilcevaz’ın yaşadığı dönüşüm, aslında Türkiye’nin tamamına ışık tutacak nitelikte. Çıkış yolu ise belli:
Aile Eğitimi Çocuğun terbiyesi evde başlar. Anne babalar çocuklarının yanlışlarını gizlemek yerine yüzleştirmeli.
Okul ve Aile Dayanışması Öğretmenler ile aileler karşı karşıya gelmemeli; birlikte çözüm üretecek ortak zeminler kurulmalı.
Medya ve Sosyal Ağ Denetimi Aileler çocuklarının telefon ve televizyon kullanımını denetlemeli, devlet olumsuz içeriklere karşı daha güçlü adımlar atmalı.
Kıyafet ve Davranışta Ölçü Gençlere, kıyafette ve davranışta toplumun değerlerini gözetme bilinci kazandırılmalı.
Özgüveni Doğru Vermek Çocuğa değer vermek başka, onu ulaşılmaz göstermek başkadır. Dengeli özgüven, tevazu ve sorumlulukla birlikte verilmelidir.
Yerel Değerlerin Canlandırılması Adilcevaz’ın tarihî camileri, köy odaları, komşuluk kültürü ve aile bağları gençlere anlatılarak aidiyet duygusu güçlendirilmelidir.
Adilcevaz’da dün ile bugün arasındaki fark, bize çok şey anlatıyor. Bir zamanlar komşunun çocuğunu kendi evladı gibi gözeten toplum, bugün çocukların yanlışını görmezden geliyor. Bir zamanlar büyüğün sözü kanun gibiydi, bugünse küçüğün sesi saygının önüne geçiyor.
Bu tabloyu sadece bir ilçenin sorunu olarak görmeyelim. Kaybettiğimiz her değer, aslında Türkiye’nin geleceğinden eksilen bir parça demektir.
Kaybedilen her çocuk, Adilcevaz’dan ya da İstanbul’dan olsun fark etmez, hepimizin ortak kaybıdır.
Hakan Baloğlu






















Yüreğine sağlık kardeşim çok güzel bir yazı kaleme almışsın.
Ülkemizin sesi olan kıymetli yazınız için teşekkürler.