
Adilcevaz’dan Bitlis’e, Türkiye’nin Sınıflarında Görmezden Gelinen Gerçek
Artık meseleyi yumuşak cümlelerle geçiştirme dönemi bitmiştir. Sınıflarda otorite çözülüyor, öğretmen yalnızlaşıyor, şımarıklık sıradanlaşıyor. Bu bir algı değil; Adilcevaz’da yaşanan, Bitlis’te hissedilen, Türkiye genelinde inkâr edilse de her gün sınıflarda karşımıza çıkan somut bir gerçektir.
Bugün birçok öğretmen derse bilgiyle değil, sabırla başlıyor. Tahtaya yazı yazmadan önce sınıfı susturmaya, dikkati toplamaya, en temel düzeni kurmaya çalışıyor. Çünkü sınırlar silikleşmiş durumda. Sınırın olmadığı yerde saygı olmaz. Saygının olmadığı yerde öğrenme filizlenmez. Öğrencinin her taşkınlığı “özgüven” diye pazarlanırken, öğretmenin en meşru uyarısı bile “baskı” olarak etiketleniyor. Eğitim, işte tam bu noktada sessizce kan kaybediyor.
Adilcevaz’da öğretmen, yanlış anlaşılma ve şikâyet edilme korkusuyla geri adım atıyor. Bitlis genelinde okul idareleri, veliyi karşısına almamak adına disiplin süreçlerini ertelemeyi tercih ediyor. Türkiye ölçeğinde ise öğretmen, attığı her adımda hukuki risk hesaplamak zorunda bırakılıyor. Yönetmelikler var ama uygulama cesareti yok. Yetki kâğıt üzerinde, sorumluluk ise öğretmenin omuzlarında.
Şımarıklık, bireysel bir çocukluk hali değildir. Bu, sınır koymaktan vazgeçmiş yetişkinlerin ürettiği bir sonuçtur. Evde “benim çocuğum” anlayışıyla meşrulaştırılan her davranış, okulda başka çocukların hakkını çiğner. Bir öğrencinin keyfi, yirmi öğrencinin öğrenme hakkının önüne geçtiğinde bu mesele artık pedagojik olmaktan çıkar, kamusal bir sorun hâline gelir.
Öğretmenin disiplin sağlayamaması bir yetersizlik göstergesi değildir. Bu, öğretmenin kurumsal olarak yalnız bırakılmasının sonucudur. Öğretmeni yetkilendirmeden, okul idaresini kararlı kılmadan, veliyi sorumlulukla yüzleştirmeden bu tablo değişmez. Disiplin ceza demek değildir. Disiplin, sınırdır. Sınır ise güven üretir. Güvenin olmadığı sınıfta ne bilgi kök salar ne emek karşılık bulur.
Açık konuşalım:
Öğretmenin sınıf içi otoritesi tartışma konusu olmaktan çıkarılmalıdır.
Disiplin süreçleri hızlı, net ve öğretmeni koruyan bir anlayışla işletilmelidir.
Veli-okul ilişkisindeki “müşteri memnuniyeti” dili terk edilmelidir.
Öğrenciye yalnızca hak değil, sorumluluk da öğretilmelidir.
Adilcevaz’da bir sınıfta bozulan düzen, Bitlis’te bir okulda yayılır; Türkiye’de ise bir neslin omuzlarına yük olur. Disiplin kaybolursa saygı gider. Saygı giderse eğitim çöker. Bu gerçeği görmezden gelmek bir tercih değil, ağır bir ihmaldir.
Eğitim ciddiyet ister. Ciddiyet ise cesaretle başlar. Bugün sınıflarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.





















