• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • YAŞAM
  • EĞİTİM
  • GÜNCEL
  • ÜNİVERSİTELER
  • DERSANELER
  • KİTAPLAR
  • OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖZEL OKULLAR KÜLTÜR-SANAT TEKNOLOJİ SPOR/SAĞLIK GAZETEMİZ ŞİİRLER VE ŞAİRLER
  • Ara
SON DAKİKA:
14:06
İzmir’de çevre zirvesi
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Reklam
  1. Köşe Yazarları
  2. Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
  3. Mutluluğa Tahammülsüzlük: Modern İnsanın Sessiz Yarası
Yayınlanma: 27 Şubat 2026 - 00:04
Güncelleme: 27 Şubat 2026 - 00:07

Mutluluğa Tahammülsüzlük: Modern İnsanın Sessiz Yarası

27 Şubat 2026 - 00:04
Güncelleme: 27 Şubat 2026 - 00:07
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
Mutluluğa Tahammülsüzlük: Modern İnsanın Sessiz Yarası

Tahammülsüzlük: Modern İnsanın Sessiz Yarası

İnsan çoğu zaman kendi hayatını doğrudan yaşayarak değil, başkalarının hayatına bakarak anlamlandırır. Nerede durduğunu, neye sahip olduğunu, neyi başardığını ve ne kadar ilerlediğini, büyük ölçüde çevresindeki insanların konumuna bakarak tartar. Bu durum ilk bakışta basit bir merak gibi görünür. Oysa insanın benlik algısının oluşumunda karşılaştırma oldukça merkezi bir yere sahiptir. Sosyal psikolojinin temel yaklaşımlarından biri, bireyin kendisi hakkında bir yargıya varabilmek için başkalarını referans alma eğiliminde olduğunu söyler. İnsan, kim olduğunu çoğu zaman başkalarının aynasında görür. Bu aynaya bakmak başlı başına bir sorun değildir. Hatta sağlıklı biçimde işlediğinde geliştiricidir. İnsan başkasında gördüğü bir beceriden ilham alabilir, kendi potansiyelini keşfedebilir. Ancak bazı durumlarda bu karşılaştırma geliştirici olmaktan çıkar ve içsel bir sıkışmaya dönüşür. Başkasının başarısı, kişide harekete geçirici bir güç yaratmak yerine derin bir huzursuzluk uyandırır. Bu huzursuzluk çoğu zaman açıkça “haset ediyorum” şeklinde ifade edilmez. Daha çok küçümseme, değersizleştirme ya da içten içe rahatsızlık duyma biçiminde ortaya çıkar.

Psikanalitik yaklaşım, hasedi yalnızca başkasına yönelen bir duygu olarak değil, kişinin kendi iç dünyasındaki yoksunluk deneyimiyle bağlantılı bir durum olarak ele alır. Melanie Klein, hasedin temelinde bireyin başkasında gördüğü iyiliğe tahammül edememesi olduğunu vurgular. Başkasının sahip olduğu iyi nesne, kişinin kendi içindeki eksiklik duygusunu tetikler. Yani insan çoğu zaman başkasının mutluluğuna değil, kendi mutsuzluğuna bakmaktadır. Bu noktada insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliği belirleyici hale gelir. Carl Rogers, bireyin psikolojik olarak sağlıklı olabilmesi için kendisini koşulsuz kabul edebilmesi gerektiğini söyler. Kişi kendini ancak belli şartlar altında değerli hissediyorsa, benlik algısı kırılgan hale gelir. Kırılgan benlik yapısına sahip bireyler için değer, içeriden gelen bir his değil, dışarıdan alınan onaydır. Takdir edilmek, beğenilmek ve görünür olmak adeta var olmanın koşulu haline gelir. Böyle bir iç dünyada başkasının aldığı her takdir, kişinin kendi değerinden bir şey eksiliyormuş gibi hissedilir.

Çocukluk döneminde sıkça başkalarıyla kıyaslanan bireyler, yetişkinlikte de hayatı bir yarış pistine dönüştürme eğilimindedir. “Daha iyi olmalıyım”, “daha önde olmalıyım”, “geride kalmamalıyım” düşünceleri insanın zihninde sürekli çalışan görünmez bir motor gibidir. Bu motor durmaz. Çünkü her zaman daha başarılı, daha görünür, daha üretken biri vardır. Bu bitmeyen yarış, insanı yorar. Yorgunluk arttıkça tahammül azalır. Tahammül azaldıkça haset güçlenir.

İnsan davranışını anlamada ihtiyaç temelli yaklaşımlar önemli bir yere sahiptir. Abraham Maslow, insanın yalnızca fizyolojik değil, saygı görme, değerli hissetme ve kendini gerçekleştirme gibi psikolojik ihtiyaçlara da sahip olduğunu söyler. Bu ihtiyaçlar yeterince karşılanmadığında, bireyde derin bir tatminsizlik oluşur. Bu tatminsizlik her zaman açıkça fark edilmez. Ancak başkalarının mutluluğuna bakıldığında ortaya çıkan rahatsızlık, çoğu zaman bu doyumsuzluğun sessiz bir göstergesidir. Bu dinamik çalışma yaşamında çok daha görünür hale gelir. İş yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda bireyin kimlik inşa ettiği, değer gördüğünü hissettiği ve kendisini toplumsal olarak konumlandırdığı bir alandır. İnsanlar iş yerinde yalnızca görevlerini yerine getirmez; aynı zamanda “önemli biri olma” ihtiyacını da beslemeye çalışır. Bu nedenle iş ortamı, benlik algısının en hassas biçimde sınandığı alanlardan biridir.

Bir çalışanın terfi alması, bir projede öne çıkması ya da yöneticiden takdir görmesi, yalnızca örgütsel bir sonuç değil, psikolojik bir mesajdır. Bu mesaj bazı çalışanlar için “Ben de gelişebilirim” anlamına gelirken, bazıları için “Ben geride kalıyorum” anlamına dönüşür. İkinci anlam yerleştiğinde haset ortaya çıkar. Çalışan başkasının başarısını gördüğünde kendi değerini sorgulamaya başlar. Eğer özdeğeri büyük ölçüde dış onaya dayanıyorsa, bu sorgulama hızla tehdit algısına dönüşür.

Haset örgütlerde nadiren açıkça ifade edilir. Çalışanlar “Onu kıskanıyorum” demez. Bunun yerine davranışlar konuşur. Bilgiyi paylaşmamak, destek vermemek, pasif agresif tutumlar sergilemek, dedikodu üretmek, işi ağırdan almak ya da toplantılarda bilinçli biçimde sessiz kalmak, çoğu zaman hasedin örtük biçimleridir. Bu davranışlar tek tek bakıldığında küçük gibi görünür. Ancak zamanla örgütsel iklimi zehirler. Güven azalır. İş birliği zayıflar. İnsanlar birbirlerinin niyetinden şüphe etmeye başlar. Bu noktada haset bireysel bir duygu olmaktan çıkar ve kurumsal bir meseleye dönüşür. Çünkü kurumlar duygulardan bağımsız yapılar değildir. Kurum kültürü, çalışanların hangi duyguları yaşayacağını ve bu duyguları nasıl ifade edeceğini büyük ölçüde belirler. Sürekli karşılaştıran, çalışanları birbirine rakip gibi konumlandıran ve yalnızca bireysel başarıyı yücelten kurumlarda haset için verimli bir zemin oluşur. Buna karşılık başarıyı paylaşan, ekip katkısını görünür kılan ve öğrenmeyi ödüllendiren kurumlarda haset zayıflar. Hasetin yoğun olduğu örgütlerde iş doyumu düşer. Çünkü çalışan yaptığı işten aldığı hazdan çok, başkalarının nerede olduğuna odaklanır. Kendi gelişimini izlemek yerine başkalarının ilerlemesini takip eden birey, zamanla içsel motivasyonunu kaybeder. Bu durum tükenmişliği besler. Tükenmişlik yalnızca yorgunluk değildir; insanın yaptığı işin anlamını kaybetmesi halidir. Başkasının başarısını sürekli tehdit olarak algılayan bir çalışan için iş, giderek daha ağır bir yüke dönüşür.

Liderlik tarzı da bu sürecin seyrini belirler. Kırılgan benliğe sahip ve güvensiz liderler, kendilerinden daha donanımlı çalışanlarla çalışmakta zorlanabilir. Bu tür liderler çalışanların görünürlüğünü bilinçli ya da bilinçsiz şekilde sınırlandırabilir. Gelişim fırsatları daraltıldığında adalet algısı zedelenir. Adalet algısı zedelendiğinde çalışanlar yalnızca yönetime değil, birbirlerine de güvenmemeye başlar. Güvenin olmadığı yerde haset kolayca kök salar. Buna karşılık psikolojik olarak olgun liderler, çalışanlarının başarısını kendi başarısının parçası olarak görür. Güçlü ekip, tehdit değil güç kaynağıdır. Böyle ortamlarda çalışanlar birbirlerinin başarısından korkmaz. Çünkü başarı sıfır toplamlı bir oyun gibi yaşanmaz. 

Rekabet temelli içsel gerilimin örgütlerde yarattığı en tehlikeli sonuçlardan biri örgütsel sessizliktir. Çalışanlar fikirlerini söylemekten, risk almaktan ve görünür olmaktan kaçınır. Çünkü görünür olmak, hedef haline gelmek anlamına gelebilir. Oysa modern örgütlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, çalışanların cesaretle konuşabildiği ortamlardır. Haset kültürü bu cesareti törpüler.

Hasetle baş etmenin kurumsal yolu, çalışanları “daha olgun olmaya” çağırmak değildir. Kurumların bilinçli biçimde güven, adalet ve iş birliği temelli yapılar inşa etmesi gerekir. Açık kriterlerle yürüyen terfi sistemleri, düzenli geri bildirim mekanizmaları ve ekip başarısını görünür kılan uygulamalar, hasedin en güçlü panzehiridir. Bireysel düzeyde ise en güçlü koruyucu faktör, kişinin kendi değerini başkalarının konumuna göre değil, kendi gelişim sürecine göre tanımlayabilmesidir. Viktor Frankl’ın vurguladığı gibi insan, hayatında anlam bulabildiği ölçüde dayanıklı hale gelir. Kendi hayatında anlamlı bir yön bulan birey, başkasının mutluluğunu tehdit olarak görmez. Çünkü artık mesele başkalarının nerede olduğu değil, kişinin kendi yolunda ne yaptığıdır.

Sonuç olarak başkasının mutluluğuna tahammül edememek, çoğu zaman kişinin kendi hayatıyla kurduğu bağın zayıfladığına işaret eder. İnsan kendi yaşamını anlamlı bulduğunda, başkasının iyi oluşu onu rahatsız etmez. Belki de asıl soru şudur: Başkasının mutluluğuna neden dayanamıyoruz değil, kendi hayatımızda hangi alanları uzun süredir ihmal ediyoruz? Bu soruya cesaretle bakabilen insan için haset, yıkıcı bir duygu olmaktan çıkar ve insanı kendi merkezine geri çağıran bir işaret haline gelir.

Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA

  • YORUMLAR
  • FACEBOOK
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Aynı Ofiste Yabancılaşmak: İş Yerinde Artan Psikolojik Mesafenin Görünmeyen Dinamikleri - 15 Haziran 2026
  • İzleniyor Gibi Çalışmak: Örgütlerde Sürekli Değerlendirilme Hissinin Psikolojisi - 02 Mayıs 2026
  • Dağılan Zihinler, Dağılan Performans: Örgütlerde Dikkat Dağınıklığının Görünmeyen Psikolojisi - 26 Nisan 2026
  • Görülmeyen Bir Kayıp: İş Yerinde Empati Neden Azalıyor? - 24 Nisan 2026
  • Güven Erozyonu: Örgütlerde Sessizce Büyüyen Mesafe - 19 Nisan 2026
  • Büyük Sorunların Küçük Kaynağı: İş Yerinde Mikro Stresler - 04 Nisan 2026
  • Performans Çağında Yetersizlik Hissi - 27 Mart 2026
  • Kirpi Mesafesi: İnsan İlişkilerinde Yakınlık ve Korunma Dengesinin Psikolojisi - 24 Mart 2026
  • Hızlanan Hayat, Yavaşlayan Zihin: Sürekli Yetişememe Hissi - 19 Mart 2026
  • Duygusal Anestezi: Hissederek Çalışamayan İnsanların Sessiz Tükenişi - 14 Mart 2026
  • Aşk ve Hayatta Kalma Sanatı: Modern Çalışma Yaşamında İnsan Kalabilmek - 11 Mart 2026
  • Sabır Gerçekten Ne Demek? Modern Çalışma Yaşamında Görünmeyen Psikolojik Güç - 07 Mart 2026
  • Ramazan'da İnsan Neden Daha Duyarlıdır? Çalışma Yaşamı Ve Örgütsel Davranış Üzerinden Psikolojik Bir Okuma - 03 Mart 2026
  • Ramazan ve Psikolojik Arınma: Zihin de Oruç Tutar mı? Çalışma Yaşamı Üzerinden Bir Değerlendirme - 01 Mart 2026
  • BOYALI BEBEKLER VE KAYBOLAN ÇOCUKLUK: YETİŞKİN ESTETİĞİNİN ÇOCUK PSİKOLOJİSİNE ETKİLERİ - 22 Şubat 2026
  • KURUMSAL DÜNYANIN KONUŞULMAYAN SORUNU "HİSSİZLEŞMEK" - 20 Şubat 2026
  • TOPLUMUN SİNİR SİSTEMİ YORULDU - 16 Şubat 2026
  • HER ŞEYE RAĞMEN AYAKTA KALABİLMEK - 13 Şubat 2026
  • Günümüz Dünyasında Başarı Herkese Aynı Kapıyı mı Açıyor? - 08 Şubat 2026
  • Toplumsal Uyku Kırılması: Modern Yaşam Düzeninin Biyolojik Ve Psikososyal Sonuçları - 04 Şubat 2026
  • 1
  • 2
Köşe Yazarları
Güleser POLAT
Güleser POLAT
KADIN
Dilek BARAN
Dilek BARAN
Çürümenin Psikopolitiği: Korku, Çocuklar ve Güç Arayışı
Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
Aynı Ofiste Yabancılaşmak: İş Yerinde Artan Psikolojik Mesafenin Görünmeyen Dinamikleri
Gülhanım CAN
Gülhanım CAN
Eğitimde Mizacın Önemi
Özlem GÜRBÜZ
Özlem GÜRBÜZ
MASUM EĞLENCEDEN DİJİTAL BAĞIMLILIĞA
 Dr. Gülçin Itırlı Aslan
Dr. Gülçin Itırlı Aslan
Son Söz Neden İlk Cümleden Daha Güçlüdür?
Abdülkadir MENEK
Abdülkadir MENEK
BEYİTLERLE DUALAR (23)
Hakan BALOĞLU
Hakan BALOĞLU
ADİLCEVAZ'DA OKULUN HUZURU, TOPLUMUN HUZURUDUR
Prof.Dr. Hamdi TEMEL
Prof.Dr. Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Asiye TÜRKAN
Asiye TÜRKAN
HAKİKATI HATIRLAYIŞ VE ÖZE DÖNÜŞ!
Önder GÜZELARSLAN
Önder GÜZELARSLAN
ÇETİN VE ZORLU COĞRAFİ ŞARTLARA SAHİP HAKKÂRİ İZLENİMLERİM
Cevahir AYDIN
Cevahir AYDIN
Sükût Fırtınasına Tutulanlar
Tülay GÜREL
Tülay GÜREL
ÖNCE KOMŞU OKULLAR KARDEŞ OLSUN
Ravza ZEYBEK
Ravza ZEYBEK
BİR BAYRAMA UYANMAK
A.Levent ERTEKİN
A.Levent ERTEKİN
HAMASET Mİ DİSİPLİN Mİ?
Bülent ERTEKİN
Bülent ERTEKİN
Toplumları Çökerten Şey: Gevşeyen Vidalar
Prof.Dr.Kürşat Şahin YILDIRIMER
Prof.Dr.Kürşat Şahin YILDIRIMER
Sağlıklı Zihin Olmadan Sağlıklı Devlet Olmaz
Zor dostum
ŞİİRLER VE ŞAİRLER
Zor dostum
Çocuğun Günlüğünden
Ergun DUR
Çocuğun Günlüğünden
KUTLU DOĞUM 84
PROF. Dr. Cahit KURBANOĞLU
KUTLU DOĞUM 84
KOŞTUM,KOŞTUM ARDINDAN YORULDUM..! EY İZMİR..EY DÜNYA..!
Dr.Yusuf Yılmaz
KOŞTUM,KOŞTUM ARDINDAN YORULDUM..! EY İZMİR..EY DÜNYA..!
NEDİR BU ÖĞRENCİ KOÇLUĞU?
Serkan Gözder
NEDİR BU ÖĞRENCİ KOÇLUĞU?
Çok Okunan Haberler
Pazarören mezunlarından anlamlı mesajlar*
Pazarören mezunlarından anlamlı mesajlar*
Hititler’in Gölpınar’ında bir güzel etkinlik, proje fikri geliştirme atölyesi*
Hititler’in Gölpınar’ında bir güzel etkinlik, proje fikri geliştirme...
Tire Özel Armada Koleji'nde Kültür ve Tarih Buluşması:
Tire Özel Armada Koleji'nde Kültür ve Tarih Buluşması: "Okulumda...
Ana Sayfa
YAŞAM
EĞİTİM
GÜNCEL
ÜNİVERSİTELER
DERSANELER
KİTAPLAR
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
ÖZEL OKULLAR
KÜLTÜR-SANAT
TEKNOLOJİ
SPOR/SAĞLIK
GAZETEMİZ
ŞİİRLER VE ŞAİRLER
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
  • DERSANELER
  • EĞİTİM
  • GAZETEMİZ
  • GÜNCEL
  • KİTAPLAR
  • KÜLTÜR-SANAT
  • ÖZEL OKULLAR
  • SPOR/SAĞLIK
  • TEKNOLOJİ
  • ÜNİVERSİTELER
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler

  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Almanyada yüksek lisans