• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • YAŞAM
  • EĞİTİM
  • GÜNCEL
  • ÜNİVERSİTELER
  • DERSANELER
  • KİTAPLAR
  • OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖZEL OKULLAR KÜLTÜR-SANAT TEKNOLOJİ SPOR/SAĞLIK GAZETEMİZ ŞİİRLER VE ŞAİRLER
  • Ara
SON DAKİKA:
14:06
İzmir’de çevre zirvesi
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Reklam
  1. Köşe Yazarları
  2. Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
  3. BOYALI BEBEKLER VE KAYBOLAN ÇOCUKLUK: YETİŞKİN ESTETİĞİNİN ÇOCUK PSİKOLOJİSİNE ETKİLERİ
Yayınlanma: 22 Şubat 2026 - 16:18

BOYALI BEBEKLER VE KAYBOLAN ÇOCUKLUK: YETİŞKİN ESTETİĞİNİN ÇOCUK PSİKOLOJİSİNE ETKİLERİ

22 Şubat 2026 - 16:18
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
BOYALI BEBEKLER VE KAYBOLAN ÇOCUKLUK: YETİŞKİN ESTETİĞİNİN ÇOCUK PSİKOLOJİSİNE ETKİLERİ

BOYALI BEBEKLER VE KAYBOLAN ÇOCUKLUK: YETİŞKİN ESTETİĞİNİN ÇOCUK PSİKOLOJİSİNE ETKİLERİ

Son yıllarda kamusal alanda giderek daha sık karşılaşılan bazı görüntüler, birçok insanın zihninde benzer soruları uyandırıyor. Küçük kız çocuklarının yaşlarına uygun olmayan şekilde giydirilmesi, yetişkin kadın estetiğini andıran kıyafetlerle, makyajlarla ve pozlarla sunulması, çocukluk ile yetişkinlik arasındaki sınırın bilinçli ya da bilinçsiz biçimde bulanıklaştırıldığını düşündürüyor. Bu durum yalnızca bir moda meselesi değildir. Daha derinde işleyen, kültürel, ekonomik ve psikolojik boyutları olan bir dönüşümün parçasıdır. Çocukluk, gelişim psikolojisi açısından korunması gereken özgün bir dönemdir. Çocuk, bedensel, duygusal, bilişsel ve sosyal açıdan henüz olgunlaşma sürecindedir. Kimlik algısı, beden algısı, sınırları tanıma, kendini ifade etme biçimleri bu yıllarda şekillenir. Bu nedenle çocuğa yüklenen her mesaj, onun dünyayı ve kendini nasıl algılayacağını doğrudan etkiler. Gelişim psikolojisi literatürü, erken çocukluk döneminde maruz kalınan beden odaklı mesajların, benlik algısı ve özdeğer gelişimi üzerinde uzun vadeli etkiler yarattığını ortaya koymaktadır.

Yetişkinleştirme (adultification) olarak adlandırılan olgu, çocuğun yaşına uygun olmayan beklentilerle, rollerle ve imgelerle karşı karşıya bırakılması anlamına gelir.  Araştırmalar, yetişkinleştirilen çocukların daha yüksek düzeyde kaygı, içsel baskı ve erken sorumluluk hissi geliştirebildiğini; bunun da psikolojik dayanıklılığı olumsuz etkileyebildiğini göstermektedir. Bu durum bazen davranış düzeyinde ortaya çıkar; çocuğun bir yetişkin gibi düşünmesi, konuşması, sorumluluk alması beklenir. Bazen ise bu süreç görsel düzeyde ortaya çıkar; çocuğun bedeni, kıyafetleri ve duruşu yetişkin estetiğine göre şekillendirilir. Özellikle kız çocuklarının erken yaşta kadınsılaştırılması, bu sürecin en görünür biçimlerinden biridir. Mini etekler, crop üstler, topuklu ayakkabılar, ağır makyajlar, sosyal medyada “güzel”, “çekici”, “stil sahibi” gibi sıfatlarla sunulan çocuk görüntüleri, masumiyet ile erotizasyon arasındaki çizgiyi tehlikeli biçimde inceltir.

Burada kritik bir nokta vardır: Bir çocuğun güzel olması ile yetişkin cinselliğine gönderme yapan bir estetikle sunulması aynı şey değildir. Çocuk güzelliği, doğallıkla, sadelikle ve yaşına uygunlukla ilgilidir. Yetişkin estetiği ise bambaşka bir bağlam taşır. Bu iki alanın birbirine karıştırılması, çocuğun bedenine yetişkin anlamları yüklemek anlamına gelir. Bu yükleme, çoğu zaman masum tercihler gibi görünür. “Sadece şık giyiniyor”, “Süslenmeyi seviyor”, “Kendini ifade ediyor” gibi açıklamalar yapılır. Oysa çocuk psikolojisi açısından bakıldığında, küçük yaşlardaki çocukların estetik tercihleri büyük ölçüde çevre tarafından şekillendirilir. Çocuk, neyin güzel, neyin beğenilen, neyin onaylanan olduğunu gözlemleyerek öğrenir. Eğer onay, yetişkin estetiğine yaklaştığında geliyorsa, çocuk da o yönde şekillenir. Burada yalnızca bireysel ebeveyn tercihlerini konuşmak yeterli değildir. Bu dönüşümün arkasında küresel ölçekte işleyen bir görsel kültür vardır. Reklamlar, moda endüstrisi, sosyal medya platformları ve influencer kültürü, çocuklara yönelik içerikleri de ticarileştirmiştir. Çocuk artık yalnızca bir birey değil, aynı zamanda bir pazarlama nesnesidir.

Çocuk giyim sektörünün son yıllardaki dönüşümü dikkat çekicidir. Yetişkin modasının minyatür versiyonları çocuk bedenlerine uyarlanmakta, vitrinler buna göre düzenlenmektedir. Bu durum, çocukluğu ayrı bir gelişim alanı olarak görmekten ziyade, yetişkin dünyasının küçük kopyaları yaratma eğilimini yansıtır. Bu eğilimin psikolojik sonuçları ağırdır. Çocuk, henüz gelişimsel olarak hazır olmadığı bir beden bilinciyle karşı karşıya kalır. Bedeninin nasıl göründüğü, nasıl sunulduğu, başkaları tarafından nasıl algılandığı erken yaşta merkezî bir mesele haline gelir. Bu da ilerleyen yıllarda beden memnuniyetsizliği, yeme bozuklukları, düşük özsaygı ve kimlik karmaşası riskini artırabilir.  Literatürde, erken yaşta dış görünüşe dayalı değerlendirmenin içselleştirilmesinin, özellikle ergenlik döneminde özsaygı düşüşü ve bedenle kurulan ilişkinin bozulmasıyla ilişkili olduğu vurgulanmaktadır. Daha da önemlisi, çocukların yetişkinleştirilmesi onları sembolik olarak “korunması gereken varlıklar” kategorisinden çıkarır. Toplumsal bilinçte çocukluk, masumiyet ve korunma ihtiyacıyla ilişkilidir. Bu sınır bulanıklaştığında, çocuklara yönelik istismar daha kolay görünmez hale gelebilir.

İstismar yalnızca fiziksel eylemlerle sınırlı değildir. Görsel istismar da vardır. Çocuğun bedeni üzerinden anlam üretmek, çocuğu bir bakış nesnesine dönüştürmek de bir istismar biçimidir. Bu, doğrudan fail içermese bile, istismarı mümkün kılan kültürel zemini besler. Bu noktada birçok insanın zihninde şu soru oluşur: Bu iklim, küresel pedofili ağlarına zemin mi hazırlıyor? Bu soruya bilimsel bir yerden yaklaşmak gerekir. Pedofili, çocuklara yönelik cinsel ilgi olarak tanımlanan bir parafilidir. Bu tür eğilimlere sahip bireyler, çoğu zaman çocukları cinsel nesne olarak görür. Toplumsal kültürde çocuk bedeninin erotize edilmesi, bu bakışı normalleştiren bir ortam yaratır. Başka bir deyişle, toplum çocuklukla yetişkinlik arasındaki sınırı ne kadar bulanıklaştırırsa, çocuk bedeninin “yanlış” biçimde algılanmasına o kadar kapı aralar. Bu, pedofiliyi üretmez; ancak pedofilik bakışın görünmezleşmesini ve rahatlamasını sağlar.

Bir diğer önemli boyut da dijital mecralardır. Sosyal medyada paylaşılan çocuk fotoğrafları, videoları ve pozlar, ebeveynlerin kontrolünün çok ötesine geçebilir. Bir kez dijital ortama giren bir görüntünün nerelere ulaştığını takip etmek neredeyse imkânsızdır. Bu gerçeklik, çocukların görsel güvenliğini çok daha kritik hale getirmektedir. Bazı platformlarda çocukların yer aldığı içeriklerin, yetişkinlerin tükettiği estetik kodlarla sunulması, izlenme ve beğeni üzerinden ödüllendirilmesi, sorunu derinleştirir. Algoritmalar, etkileşim alan içerikleri daha fazla yayar. Böylece çocuk bedenini merkeze alan görseller dolaşıma sokulur. Bu döngüde ebeveynlerin rolü çoğu zaman karmaşıktır. Çoğu ebeveyn çocuğuna zarar vermek istemez. Aksine, çocuğunu güzel, mutlu ve özgüvenli görmek ister. Ancak sistemin ürettiği estetik normlar, ebeveynlerin algısını da dönüştürür. Ne zaman ki yetişkin estetiği “normal” gibi görünmeye başlar, o zaman çocuk için de normalmiş gibi algılanır. Burada niyet ile sonuç arasındaki fark önemlidir. Niyet masum olabilir; ancak sonuç çocuğun gelişimi açısından riskli olabilir. Bu nedenle mesele bireysel suçlama üzerinden değil, farkındalık üzerinden ele alınmalıdır.

Çocukların erken yaşta yetişkin estetiğiyle karşı karşıya kalmasının uzun vadeli psikolojik sonuçları, çoğu zaman göz ardı edilir. Oysa çocukluk dönemi, kimliğin temel yapı taşlarının oluştuğu bir evredir. Bu dönemde çocuk, “Ben kimim?”, “Bedenim ne anlama geliyor?”, “Değerim nereden geliyor?” gibi soruların ilk taslak cevaplarını bilinçdışı düzeyde inşa eder. Eğer bu cevaplar ağırlıklı olarak dış görünüş, beğeni ve onay üzerinden şekillenirse, çocuğun özdeğeri kırılgan bir zemine oturur.

Erken yaşta kadınsılaştırılan kız çocukları, zamanla bedenlerinin başkaları için bir anlam taşıdığı mesajını içselleştirebilir. Bu durum, çocuğun kendisini özne olarak değil, nesne olarak algılamasına yol açabilir. Öznelik, yani kendi isteklerini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını tanıma kapasitesi zayıfladığında, ilerleyen yaşlarda sınır ihlallerine karşı savunmasızlık artabilir. Bu bağlamda altı çizilmesi gereken önemli bir gerçek vardır: İstismar riski, yalnızca kötü niyetli yetişkinlerin varlığıyla ilgili değildir. Aynı zamanda çocuğun kendisini nasıl algıladığıyla da ilişkilidir. Kendi değerini bedenine indirgenen bir birey olarak gören çocuk, sağlıksız ilişkileri daha kolay normalleştirebilir. Bu durum, çocuğun suçu değildir. Bu, ona sunulan kültürel çerçevenin sonucudur.

Bu tabloya yön veren temel dinamiklerden biri toplumsal cinsiyet rolleridir. Toplumsal cinsiyet sosyalleşmesi üzerine yapılan çalışmalar, kız ve erkek çocuklarına yöneltilen farklı beklentilerin, çocukların kendilik algılarını ve duygusal ifade biçimlerini erken yaşlardan itibaren ayrıştırdığını ortaya koymaktadır. Bu ayrışma, çocukların dünyayı ve kendilerini nasıl konumlandıracaklarını belirleyen temel bir çerçeve sunar. Kız çocuklarına erken yaşlardan itibaren “güzel ol”, “bakımlı ol”, “çekici ol” gibi mesajlar verilirken; erkek çocuklarına daha çok güç, dayanıklılık ve başarı vurgusu yapılır. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Yetişkinleştirme yalnızca kız çocuklarını ilgilendiren bir olgu değildir. Erkek çocukları da erken yaşta yetişkin rollerine itilmekte, fakat bu süreç farklı biçimlerde işlemektedir. Kız çocukları çoğu zaman bedenleri ve dış görünümleri üzerinden yetişkinleştirilirken, erkek çocukları duygularını bastırmaları, güçlü olmaları ve kırılganlık göstermemeleri gerektiği yönündeki mesajlarla erken yaşta “olgunlaştırılmaktadır”. Bir başka deyişle, kız çocuklarına “güzel ol, beğenil”; erkek çocuklarına ise “ağlama, güçlü ol” denmektedir. Her iki durumda da çocukluk, doğal gelişim seyrinden kopmakta ve çocuğun yaşına uygun duygusal, zihinsel ve psikolojik gelişim alanı giderek daralmaktadır. Bu ayrım, özellikle kız çocuklarının değerini görünüş üzerinden tanımlayan bir zihniyetin yeniden üretilmesine yol açmaktadır. Oysa çocukların değeri, nasıl göründüklerinden değil, yalnızca var olmalarından kaynaklanır. Çocuk, bedeninin temsil ettiği bir nesne değil; duygu, düşünce ve ihtiyaçları olan bir özne olarak görülmelidir.

Medya ve reklam endüstrisi bu zihniyetin güçlü taşıyıcılarıdır. Görsel kültürde “beğenilebilirlik” ana ölçüt haline gelmiştir. Bu ölçüt çocuklara da uygulanmaya başlandığında, çocukluk doğal akışından kopar. Çocuk, oyunla, keşifle ve hayal gücüyle şekillenmesi gereken yıllarını, nasıl göründüğünü düşünerek geçirmeye başlayabilir. Tüketim kültürü, çocukluğu bir pazar segmenti olarak görür. Çocuğun ne giyeceği, nasıl görüneceği, hangi ürünü kullanacağı sürekli olarak yeniden tanımlanır. Bu yeniden tanımlama sürecinde yetişkin estetiği kopyalanır. Çünkü yetişkin estetiği daha fazla satar. Bu ekonomik gerçeklik, çocukların korunması gereken bir grup olmaktan çıkarılıp bir hedef kitleye dönüştürülmesine yol açar.

Önemli bir başka boyut ise meselenin yalnızca bireysel ebeveyn bilinciyle çözülemeyecek olmasıdır. Kurumsal sorumluluk da büyük önem taşır. Moda markaları, reklam ajansları, dijital platformlar ve içerik üreticileri, çocukları hangi bağlamda sunduklarını sorgulamak zorundadır. Çocuğu yetişkin estetiğiyle sunmak, etik bir tercih değildir. Hukuki çerçeve de bu alanda güçlendirilmelidir. Çocukların görsel temsiline ilişkin net standartlar oluşturulmalı, denetim mekanizmaları etkin çalışmalıdır. Çocukların bedenini merkeze alan ve yetişkin çağrışımı yapan içeriklerin dolaşıma girmesi engellenmelidir. Ebeveynler açısından bakıldığında en önemli koruyucu faktör, farkındalıktır. Çocuğun neyi neden istediğini anlamaya çalışmak, “Bunu gerçekten sen mi istiyorsun, yoksa gördüğün için mi istiyorsun?” sorusunu sormak önemlidir. Çocuğun ilgi alanlarını desteklemek, görünüşten ziyade becerilerine ve duygularına odaklanmak, sağlıklı benlik gelişimini güçlendirir.

Ev içinde kurulan dil de belirleyicidir. Sürekli dış görünüş üzerinden övgü alan çocuk, değerini buna bağlayabilir. Bunun yerine çabanın, merakın, nezaketin, yaratıcılığın takdir edilmesi, çocuğun içsel değer algısını besler. Dijital paylaşımlar konusunda da dikkatli olunmalıdır. Çocuğun fotoğrafını paylaşmadan önce “Bu görüntü çocuğumun ileride nasıl hissetmesine yol açar?” sorusunu sormak gerekir. Çocuğun mahremiyeti, ebeveynin beğeni ihtiyacından daha önemlidir. Toplumsal düzeyde ise çocukluğu koruyan bir kültür inşa etmek gerekir. Çocukluk, hızla geçilip tüketilecek bir evre değil; özenle korunması gereken bir gelişim sürecidir. Çocukları küçük yetişkinler gibi değil, çocuk olarak görmek, onları gerçekten sevmek anlamına gelir. Çocukluk korunamadığında yalnızca bireysel gelişim değil, toplumun ruh sağlığı da zedelenir.

Bu makale bir alarm çanı olmak için yazılmadı. Bir davet olarak yazıldı. Daha dikkatli bakmaya, daha bilinçli düşünmeye, daha fazla soru sormaya davet. Belki de sormamız gereken temel soru şudur: Çocukları gerçekten seviyor muyuz, yoksa onları kendi yetişkin dünyamızın bir uzantısı olarak mı görüyoruz? Bu soruya dürüstçe cevap verebildiğimizde, çocuklar için daha güvenli bir dünya inşa etmeye bir adım daha yaklaşmış oluruz.

Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA

  • YORUMLAR
  • FACEBOOK
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Aynı Ofiste Yabancılaşmak: İş Yerinde Artan Psikolojik Mesafenin Görünmeyen Dinamikleri - 15 Haziran 2026
  • İzleniyor Gibi Çalışmak: Örgütlerde Sürekli Değerlendirilme Hissinin Psikolojisi - 02 Mayıs 2026
  • Dağılan Zihinler, Dağılan Performans: Örgütlerde Dikkat Dağınıklığının Görünmeyen Psikolojisi - 26 Nisan 2026
  • Görülmeyen Bir Kayıp: İş Yerinde Empati Neden Azalıyor? - 24 Nisan 2026
  • Güven Erozyonu: Örgütlerde Sessizce Büyüyen Mesafe - 19 Nisan 2026
  • Büyük Sorunların Küçük Kaynağı: İş Yerinde Mikro Stresler - 04 Nisan 2026
  • Performans Çağında Yetersizlik Hissi - 27 Mart 2026
  • Kirpi Mesafesi: İnsan İlişkilerinde Yakınlık ve Korunma Dengesinin Psikolojisi - 24 Mart 2026
  • Hızlanan Hayat, Yavaşlayan Zihin: Sürekli Yetişememe Hissi - 19 Mart 2026
  • Duygusal Anestezi: Hissederek Çalışamayan İnsanların Sessiz Tükenişi - 14 Mart 2026
  • Aşk ve Hayatta Kalma Sanatı: Modern Çalışma Yaşamında İnsan Kalabilmek - 11 Mart 2026
  • Sabır Gerçekten Ne Demek? Modern Çalışma Yaşamında Görünmeyen Psikolojik Güç - 07 Mart 2026
  • Ramazan'da İnsan Neden Daha Duyarlıdır? Çalışma Yaşamı Ve Örgütsel Davranış Üzerinden Psikolojik Bir Okuma - 03 Mart 2026
  • Ramazan ve Psikolojik Arınma: Zihin de Oruç Tutar mı? Çalışma Yaşamı Üzerinden Bir Değerlendirme - 01 Mart 2026
  • Mutluluğa Tahammülsüzlük: Modern İnsanın Sessiz Yarası - 27 Şubat 2026
  • KURUMSAL DÜNYANIN KONUŞULMAYAN SORUNU "HİSSİZLEŞMEK" - 20 Şubat 2026
  • TOPLUMUN SİNİR SİSTEMİ YORULDU - 16 Şubat 2026
  • HER ŞEYE RAĞMEN AYAKTA KALABİLMEK - 13 Şubat 2026
  • Günümüz Dünyasında Başarı Herkese Aynı Kapıyı mı Açıyor? - 08 Şubat 2026
  • Toplumsal Uyku Kırılması: Modern Yaşam Düzeninin Biyolojik Ve Psikososyal Sonuçları - 04 Şubat 2026
  • 1
  • 2
Köşe Yazarları
Güleser POLAT
Güleser POLAT
KADIN
Dilek BARAN
Dilek BARAN
Çürümenin Psikopolitiği: Korku, Çocuklar ve Güç Arayışı
Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
Doç. Dr. Yeşim SIRAKAYA
Aynı Ofiste Yabancılaşmak: İş Yerinde Artan Psikolojik Mesafenin Görünmeyen Dinamikleri
Gülhanım CAN
Gülhanım CAN
Eğitimde Mizacın Önemi
Özlem GÜRBÜZ
Özlem GÜRBÜZ
MASUM EĞLENCEDEN DİJİTAL BAĞIMLILIĞA
 Dr. Gülçin Itırlı Aslan
Dr. Gülçin Itırlı Aslan
Son Söz Neden İlk Cümleden Daha Güçlüdür?
Abdülkadir MENEK
Abdülkadir MENEK
BEYİTLERLE DUALAR (23)
Hakan BALOĞLU
Hakan BALOĞLU
ADİLCEVAZ'DA OKULUN HUZURU, TOPLUMUN HUZURUDUR
Prof.Dr. Hamdi TEMEL
Prof.Dr. Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Asiye TÜRKAN
Asiye TÜRKAN
HAKİKATI HATIRLAYIŞ VE ÖZE DÖNÜŞ!
Önder GÜZELARSLAN
Önder GÜZELARSLAN
ÇETİN VE ZORLU COĞRAFİ ŞARTLARA SAHİP HAKKÂRİ İZLENİMLERİM
Cevahir AYDIN
Cevahir AYDIN
Sükût Fırtınasına Tutulanlar
Tülay GÜREL
Tülay GÜREL
ÖNCE KOMŞU OKULLAR KARDEŞ OLSUN
Ravza ZEYBEK
Ravza ZEYBEK
BİR BAYRAMA UYANMAK
A.Levent ERTEKİN
A.Levent ERTEKİN
HAMASET Mİ DİSİPLİN Mİ?
Bülent ERTEKİN
Bülent ERTEKİN
Toplumları Çökerten Şey: Gevşeyen Vidalar
Prof.Dr.Kürşat Şahin YILDIRIMER
Prof.Dr.Kürşat Şahin YILDIRIMER
Sağlıklı Zihin Olmadan Sağlıklı Devlet Olmaz
Zor dostum
ŞİİRLER VE ŞAİRLER
Zor dostum
Çocuğun Günlüğünden
Ergun DUR
Çocuğun Günlüğünden
KUTLU DOĞUM 84
PROF. Dr. Cahit KURBANOĞLU
KUTLU DOĞUM 84
KOŞTUM,KOŞTUM ARDINDAN YORULDUM..! EY İZMİR..EY DÜNYA..!
Dr.Yusuf Yılmaz
KOŞTUM,KOŞTUM ARDINDAN YORULDUM..! EY İZMİR..EY DÜNYA..!
NEDİR BU ÖĞRENCİ KOÇLUĞU?
Serkan Gözder
NEDİR BU ÖĞRENCİ KOÇLUĞU?
Çok Okunan Haberler
Pazarören mezunlarından anlamlı mesajlar*
Pazarören mezunlarından anlamlı mesajlar*
Hititler’in Gölpınar’ında bir güzel etkinlik, proje fikri geliştirme atölyesi*
Hititler’in Gölpınar’ında bir güzel etkinlik, proje fikri geliştirme...
Tire Özel Armada Koleji'nde Kültür ve Tarih Buluşması:
Tire Özel Armada Koleji'nde Kültür ve Tarih Buluşması: "Okulumda...
Ana Sayfa
YAŞAM
EĞİTİM
GÜNCEL
ÜNİVERSİTELER
DERSANELER
KİTAPLAR
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
ÖZEL OKULLAR
KÜLTÜR-SANAT
TEKNOLOJİ
SPOR/SAĞLIK
GAZETEMİZ
ŞİİRLER VE ŞAİRLER
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
  • DERSANELER
  • EĞİTİM
  • GAZETEMİZ
  • GÜNCEL
  • KİTAPLAR
  • KÜLTÜR-SANAT
  • ÖZEL OKULLAR
  • SPOR/SAĞLIK
  • TEKNOLOJİ
  • ÜNİVERSİTELER
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler

  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Almanyada yüksek lisans