
“Çocukluk Geçer, Travma İktidarda Kalır”
Bir toplumun bugünkü siyasal tercihleri, yalnızca sandık başında verilmiş kararların sonucu değildir. O tercihler; çocuklukta duyulan seslerin, görülen eksiklerin, yaşanan korkuların ve bastırılan ihtiyaçların toplamıdır. Geçmişin yaraları, bireyin çocukluk döneminde açılır; bugün ise o yaralar, siyasal davranışlar ve toplumsal refleksler olarak karşımıza çıkar.
Çocukluğu travmalar ve ekonomik yoksunluklar içinde geçen bireylerin oluşturduğu siyasal yapılanmalar, çoğu zaman bu eksikliği telafi etmeye değil; onu yeniden üretmeye meyillidir. Çünkü travma yalnızca bireysel bir hafıza değildir; kuşaklar arasında sessizce aktarılan bir mirastır. Güvensizlik, korku ve yoksunluk duygusu; zamanla ideolojik sadakatlere, sert politik tutumlara ve “güçlü olan hayatta kalır” anlayışına dönüşür.
Bugün kreşlerin hedef alınması ya da kamusal bakım alanlarının değersizleştirilmesi, basit bir bütçe tartışması değildir. Bu, henüz yetişmekte olan çocukların duygusal güvenliğine yönelmiş yapısal bir tehdittir. Çocuk için kreş; yalnızca bakım alanı değil, dünyayla kurduğu ilk güvenli ilişkidir. Orada öğrenilen paylaşım, sınır, aidiyet ve korunma hissi; bireyin ileride toplumla kuracağı ilişkinin temelini oluşturur. Bu alanların zedelenmesi, çocuklara geleceğe taşımak üzere yeni travmalar miras bırakır.
Psikolojik açıdan bakıldığında, erken çocuklukta yaşanan güvensizlikler; yetişkinlikte otoriteyle kurulan ilişkiyi doğrudan etkiler. Sosyolojik düzlemde ise bu durum, toplumsal dayanışmanın zayıflamasına ve bireylerin kendi travmalarını kolektif öfkeye dönüştürmesine yol açar. Siyasal alanda ise sonuç nettir: Korkular üzerinden inşa edilen söylemler, güvenlik vaadiyle meşrulaştırılan baskıcı yapılar ve geleceği değil geçmişin yaralarını yöneten politikalar.
Koşullar ve toplumsal yapılanma, yalnızca bugünü şekillendirmez; yarının zihinsel haritasını da çizer. Çocukluğu korunamayan bir toplum, geleceğini de koruyamaz. Çünkü geleceğin aynası; bugünün çocuklarının gözleridir.
Unutmayalımki Bir ülke, çocuklarına ne yaşattığını unuttuğunu sanabilir.
Ama çocuklar büyür.
Ve bir gün, yaşadıklarını yönetecek hale gelirler.
İşte o gün, geçmişin yaraları yalnızca hatırlanmaz; iktidar olur.
Dr Dilek BARAN






















Bu köşe yazısına katılmıyorum abim, düşüncelerimi önce sizinle paylaşmak istedim. Siyasal çalkantılar, hatta maddi yetersizlikler bir kreş çocuğunun, hatta ilkokul çağındaki bir evladımızın kendi başına anlayabileceği meseleler değil. Çocuk dünyası saftır; eğitimciler ve ebeveynler ancak bu kaygıları çocuğa yansıtırsa çocuk bunları hisseder ve yaşar. Hele ki 90’ları yaşayan bizler; gerek siyasal belirsizliği, gerek terörü ve maddi imkansızlıkları en ağır haliyle bizzat tecrübe ettik. Ben mesela, 80 darbesinde henüz 5 yaşındaydım; o dönemin karanlığına rağmen çocukluğumuzu bir şekilde koruyabildik. Bu yüzden yazarın "şimdiki çocuklar çok etkileniyor" minvalindeki görüşüne katılmam mümkün değil. Üstelik güvenlik boyutuna bakarsak; terör gibi unsurlar yakın geçmişte ne boyuttaydı, şimdi ise neredeyse bitme noktasına geldi. Şartlar her dönem zordu ama çocukluğu şekillendiren dış dünyadan ziyade, içine doğduğumuz ailenin bize sunduğu huzurdur. Saygılarımla, iyi günler.