İZMİR BÜYÜK AİLE PLATFORMUBASIN AÇIKLAMASIÇOCUKLARIN SAĞLIKLI GELİŞİMİ VE ZİHİNSEL EGEMENLİĞİ HİÇBİR İDEOLOJİK DAYATMAYA KURBAN EDİLEMEZ!Aziz Milletimiz,
İstanbul Sarıyer’deki özel bir ortaokulda; sözde cinsiyet değişikliği, özde cinsiyet iptali geçiren bir şahsın, pedagojik süreçler hiçe sayılarak çocuklara öğretmenlik yapacağının ilan edilmesi kamuoyunda haklı bir endişeye yol açmıştır. Bununla da yetinilmeyerek, cinsiyetsizliği çocukların ve ailelerin zihninde normalleştirmeyi yönelik bir program planlandığı görülmektedir. Anne-babaların haklı endişelerine konu olan bu vahim hadise, münferit ve istisnai bir durum değil, cinsiyetsizliği yaymaya yönelik ısrarlı ve sistematik girişimlerin yeni bir halkasıdır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele yalnızca Sarıyer’deki bir okulda yaşanan münferit bir hadise değildir. Paris 2024 Olimpiyatları’nda “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” söylemi üzerinden biyolojik erkek bir sporcunun kadın kategorisinde ringe çıkarılması nasıl tüm dünyada kadın hakları ve biyolojik gerçeklik tartışmalarını alevlendirmişse, benzer ideolojik yaklaşımlar bugün eğitim kurumları üzerinden çocuklarımızın dünyasına taşınmak istenmektedir. Spordan eğitime kadar hayatın her alanında biyolojik gerçekliği tartışmaya açan bu anlayışın hedefinde bugün de çocuklarımız bulunmaktadır.
Anne-babaların haklı tepkilerini bastırmak amacıyla okul yönetiminin, "bilgilendirme" kisvesi altında düzenlediği ve içeriği şaibeli seminerler, cinsiyetsizlik ideolojisinin eğitim kurumlarına yerleşme girişimlerinin en somut kanıtıdır. Sözde eğitimci olan bu kişilerin çocukların sağlıklı kimlik gelişimi ve nitelikli eğitimine odaklanmak yerine; okullarda cinsiyetsizlik ideolojisini yayma, çocukları cinsel kimlik karmaşasına sürükleme ve bu yolla aile yapısını zayıflatma çabaları kabul edilemez bir pedagojik şiddet biçimidir.
Sarıyer'deki bu vaka, buz dağının sadece görünen kısmıdır. Sinsi adımlarla ilerleyen LGBT dayatması, yalnızca belirli metropollerle veya özel okullarla sınırlı değildir. Geçtiğimiz yıl Eğitim-Sen aracılığıyla ülkemizde okullarda “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” eğitimleri verilmek istenmiş; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in kararlı duruşu sayesinde bu girişimlere geçit verilmemiştir. Ancak bugün farklı isimler ve farklı kılıflar altında benzer girişimler sürmektedir. “Gönüllülük faaliyeti”, “sosyal destek” veya “kız çocuklarının eğitimi” gibi başlıklarla yürütülen bu projelerin hedefinde yine çocuklarımız bulunmaktadır.
Okullardaki eğitim ikliminin, öğretmenlerin ve akran gruplarının ergenlik çağındaki çocuklar üzerinde ne denli büyük bir psikososyal etki gücüne sahip olduğu bilimsel olarak da sabittir. Bu bilimsel veriler, okul ortamındaki sosyo-kültürel iklimin, öğretmen tutumlarının ve idari uygulamaların, çocukların cinsel kimlik algıları ile gelecekteki davranışsal stratejileri üzerinde doğrudan ve radikal bir yönlendirme etkisi olduğunu gözler önüne sermektedir.
Öte yandan toplumsal düzenin temel taşı olan aileyi ve biyolojik gerçekliği tahrip eden her girişim, nihayetinde derin bir infiale ve şiddet sarmalına zemin hazırlamaktadır. LGBT propaganda ve dayatmasının etkisiyle çocuklarda meydana gelen ağır psikolojik tahribat, trajik facialarla sonuçlanmaktadır. Dünyada gün geçtikçe artan okul saldırıları gibi dehşet verici olayların arka planında, çocukların biyolojik gerçekliğinden kopartılıp radikal ideolojilerin içine hapsedildiği bu "kimlik karmaşası" yatmaktadır. Nitekim, daha birkaç ay önce, 11 Şubat 2026 tarihinde Kanada'da bir okulda meydana gelen ve dokuz kişinin hayatını kaybettiği kanlı saldırının failinin, cinsel kimlik karmaşasına sürüklenmiş trans bir genç olduğu resmi polis raporlarıyla açıklanmıştır.
Ortaya çıkan bu tablo, gençlerin maruz kaldığı kimlik krizleri, dijital radikalleşme, yalnızlık ve psikolojik kırılganlıklar üzerine daha fazla düşünmemiz gerektiğini göstermektedir.
Bu acı hadiselerin satır araları ve akademik literatürdeki güncel bulgular, cinsiyetsizlik dayatmasının doğrudan bir nesil güvenliği krizi olduğunu ortaya koymaktadır. Okullarımızda 'toplumsal cinsiyet' maskesiyle uygulanan cinsiyetsizlik ideolojisi, çocukların gelişim evrelerinde cinsel kimlik karmaşalarına yol açmaktadır.
Bu yıkıcı kuşatmanın okullarımızdan ve toplumumuzdan bütünüyle temizlenmesi için artık geçici idari tedbirlerin ve bürokratik önlemler yeterli değildir. Açıkça haykırıyoruz: Yasal düzenlemelerde geç kalınan her gün, ailelerimiz ve evlatlarımız çok ağır bedeller ödemektedir. Her gecikme, bir çocuğumuzun daha zihinsel ve psikolojik dünyasının kararması, bir ailenin daha ağır bir sonuçla karşılaşması demektir! Büyük Aile Platformu olarak, devletimizden ve Gazi Meclisimizden, aile kurumunu ve nesillerimizi koruyacak köklü anayasal ve hukuki adımları ivedilikle hayata geçirmesini talep ediyoruz!
Bizler; evlatlarımızın eğitim kurumlarında nitelikli bilimsel eğitim almasını, güçlü sosyal beceriler edinmesini, yarının dünyasına hem zihinleriyle hem de gönül dünyalarıyla hazırlanmalarını istiyoruz. Bizler, çocuklarımızın en temel insani hakkı olan güvenli eğitim hakkını savunuyoruz; cinsiyetsizlik propagandasına maruz kalarak kendi biyolojik gerçekliğine, ailesine, kültürüne ve medeniyetine yabancılaşmasını değil!
Bunun için anne-babalar ve sivil toplum kuruluşları olarak teyakkuzda olmaya devam edeceğiz. Çocuklarımızın bu yıkıcı ideolojik deneylerin nesnesi hâline getirilmesine asla izin vermeyeceğiz.
Çocuklarımızın zihinsel egemenliğinin ve sağlıklı kimlik gelişiminin muhafazası, hiçbir rehavete ve ideolojik dayatmaya kurban edilemez!
Çocuklarımızın güvenli eğitim hakkını, ailelerin söz hakkını ve milletimizin değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz!









