Eğitim-Bir-Sen’den kapsamlı eğitim raporu

450 bini aşkın üyesiyle Türkiye´nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan Eğitim-Bir-Sen tarafından hazırlanan Eğitime Bakış 2018: İzleme ve Değerlendirme Raporu açıklandı.

Eğitim-Bir-Sen’den kapsamlı eğitim raporu

450 bini aşkın üyesiyle Türkiye´nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan Eğitim-Bir-Sen tarafından hazırlanan Eğitime Bakış 2018: İzleme ve Değerlendirme Raporu açıklandı.

Eğitim-Bir-Sen’den kapsamlı eğitim raporu
24 Aralık 2018 - 21:54

450 bini aşkın üyesiyle Türkiye´nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan Eğitim-Bir-Sen tarafından hazırlanan Eğitime Bakış 2018: İzleme ve Değerlendirme Raporu açıklandı.
Eğitimle ilgili neredeyse tüm göstergeleri içeren raporu değerlendiren Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 No´lu Şube Başkanı Ali Kaya, Türkiye’nin öğretmen açığının 130 bin 500 olduğuna dikkat çekerek, ihtiyacı azaltmak için her yıl 40-50 bin civarında öğretmen ataması yapılması gerektiğini belirtti.
130 bin 500 öğretmene ihtiyaç var
Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 No’lu Şube Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla sendika binasında düzenlenen basın açıklamasında, Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan “Eğitime Bakış 2018: İzleme ve Değerlendirme Raporu” değerlendirildi. Raporun alanında temel bir kaynak olacağına çeken Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 No´lu Şube Başkanı Ali Kaya, eğitim sisteminin başat sorunlarından birinin öğretmen açığı olduğuna işaret etti.
Kaya, “Türkiye’nin nitelikli öğretmen sorunu yok. Çünkü öğretmenlerimizin veri olabilecek bir nitelik eksikliği söz konusu değildir. Öncelik hiç şüphesiz öğretmen açığı meselesidir. OECD ortalamalarında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı üzerinden bakıldığında, ‘Türkiye’nin öğretmen açığı toplamda 130 bin 500’ civarındadır. Bu veri tek başına, önemli bir öğretmen ihtiyacı olduğunu doğrulamaktadır. Her geçen yıl büyüyen öğretmen adayı sayısı, eğitim fakültelerindeki öğrenciler, herkese açık pedagojik formasyon eğitimleri ve KPSS kapsamında öğretmenlik alan sınavına girenler dikkate alındığında yakın gelecekte 1 milyona ulaşabilir. Yeterli aday var fakat atama yapılıp ihtiyaç karşılanmıyor. Her ikisi de ‘önce eğitim’ iradesiyle çelişiyor. Hem ihtiyacı azaltmak hem de arz havuzunda taşmayı engellemek için birkaç yıl sürecek şekilde her yıl 40-50 bin civarında öğretmen ataması yapmaya devam etmek gerek” dedi.
Sözleşmeli öğretmen istihdamı sonlandırılmalı, kadroya geçiş süreci ivedilikle başlatmalıdır
Öğretmenleri şikâyet mekanizması hâline gelen, öğretmenin motivasyonunu tüketen Alo 147’nin kaldırılmasını, öğretmene yönelik performans değerlendirme çabalarının sona erdirilmesini öğretmene güvenen ve öğretmene güven veren hamleler olarak gördüklerini, sözleşmeli öğretmenlikteki 3+1 değişimini de öğretmenlik mesleğinin saygınlığını artırmaya dönük doğru fakat eksik bir adım olarak değerlendirdiklerini ifade eden Kaya, şunları söyledi: “Bakanlık, eksik adımı tamamlamalı ve sözleşmeli öğretmen istihdamını sonlandırmalı, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçiş sürecini de ivedilikle başlatmalıdır. Öğretmenler açısından gereksiz bir ehliyet tartışmasına, kamu personel sistemi açısından da adalet duygusunun aşınmasına neden olan öğretmen atamalarındaki mülakat uygulamasına yönelik itirazlarımızı giderecek, tekliflerimizi hayata geçirecek bir hamleyi de olabilecek en kısa sürede bekliyoruz.”
Konu eğitimse, kimsenin ‘bana ne’ pozisyonu almaya da ‘sana ne’ ötekileştirmesi yapmaya da hakkı yoktur
“Konu eğitimse, eğitimin herhangi bir öznesi ya da verisi ise yetkililerin, politika belirleyici öznelerin, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin, ‘bana ne’ pozisyonu almaya da ‘sana ne’ ötekileştirmesi yapmaya da hakkı yoktur” diyen Kaya, şöyle devam etti: “Eğitim-Bir-Sen olarak, eğitimle ilgili hiçbir konuda ‘bana ne’ demedik, demeyeceğiz. Beklentimiz ve isteğimiz, muhataplarımızın, paydaşlarımızın, kurum ve kişi düzeyindeki yetki ve görev sahiplerinin de ‘sana ne’ stratejisiyle insana ve eğitime zarar verme hatasına düşmemeleridir. Millî Eğitim Bakanlığı, 2023 Eğitim Vizyonu’nda veri temelli analiz ve politika yapılacağını vurgulamıştır. Bunu çok önemsiyoruz. Bakanlığın veri temelli analizler yapması ve verileri, araştırmacılar ve sivil toplum örgütleriyle paylaşması, doğru kararların üretilmesi ve kararların hızla hayata geçirilmesi noktasında önemli bir eşiktir. Burada şunu ifade etmek gerekir ki, farklı gözlerin eğitimi izlemesi ve farklı kurumsal birikimlerin veriler üzerinden değerlendirme yapması, kaynakların doğru kullanılmasına, imkân ve fırsatların hem artmasına hem tabana yayılmasına, eğitim sistemini iyileştirme arayışlarında da daha fazla seçeneğin ortaya konulmasına kapı aralayacaktır.”
Bütün kamu görevlilerinin ek gösterge beklentilerini karşılamak gerekiyor
Eğitim çalışanlarının talep ve tekliflerine de değinen Kaya, “Son dönemlerde öğretmen odalarının değişmez gündem maddesi hiç kuşkusuz 3600 ek göstergedir. Bir taraftan ne zaman gerçekleşeceği konusundaki merakın, diğer taraftan da gerçekleşmeyeceği noktasında kaygıların artmaya başladığı bir süreci yaşıyoruz. 24 Kasım’da çok heveslenildi fakat gerçekleşmedi. Şimdi, ikinci 100 Günlük İcraat Programı’nda Millî Eğitim Bakanlığı’nın icraat programı arasında yer verildi. Bu hesaba göre Mart ayının sonu gelmeden ek gösterge düzenlemesinin yürürlüğe gireceği anlaşılıyor. Eğitim sisteminin diğer unsurlarını da sevindirmek, kamu personel sisteminde milletimize hizmet eden diğer unvanlardaki kamu görevlilerinin de ek gösterge beklentilerini karşılamak, mağduriyetlerini gidermek gerekiyor” diye konuştu.
Eğitemediğimiz sürece potansiyeli, öğretemediğimiz sürece kapasiteyi ne büyütebilir ne de harekete geçirebiliriz
Birleşmiş Milletler’in, bunun farkında olarak 2030 sürdürülebilir kalkınma programında ‘nitelikli eğitim’ hedefine ilk sıralarda yer verdiğine dikkat çeken Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kişi ya da toplum fark etmeksizin, eğitemediğiniz sürece potansiyeli, öğretemediğiniz sürece kapasiteyi ne büyütebilir ne de harekete geçirebilirsiniz. İnsanın eğitim alma süresi arttıkça; insani vasıfları edinme gayretinin, beceri ve niteliklerinin de arttığı aksi iddia edilemez bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Daha iyi iş imkânlarına sahip olmanın, yürüttüğü işi daha iyi yapmanın ve bu suretle kişisel gelir ve refahı artırmanın da bilinen tek yöntemi eğitimdir. Bu gerçekliğin bir sonucu olarak, Türkiye dâhil tüm dünyada okullaşma oranları hızla artmakta, öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayısı azalmakta ve giderek artan oranda eğitime daha fazla yatırım yapılmaktadır. Bu yatırımların eğitim sisteminin kalitesini nasıl etkilediği, sistemin ne kadar etkin ve verimli çalıştığı, hizmetlerin ne kadar adil dağıtıldığı, fırsat-imkân eşitliğinin ne kadar sağlandığı oldukça önemli hâle gelmektedir.”
 

YORUMLAR